Peri ve Kuzgun 67. Bölüm



Bölüm 67 : Aşığım

GAMZE

Bir hafta sonra Devrim taburcu oldu. Doktorlara eğer tam olarak iyileşmemişse onun hastanede kalması için ısrar etsem de, Devrim'in durumunun gayet iyi olduğunu söylediler. Gerçekten de iyi görünüyordu. Hiç değilse kolayca yürüyebiliyor, yemeğini düzgün bir şekilde yiyebiliyordu. Biraz olsun toparlamıştı ancak benim içim yine de rahat değildi.

O biraz daha kendine gelene kadar annemler ikimizi de kendi evlerine davet etmişti. Armağan ve Dinçer ise planladıkları gibi yurtdışına gitmişlerdi, o yüzden Devrim ile eve döndüğümüzde yalnızca ikimiz olacaktık. Fakat Devrim bu haldeyken bütün ilginin üzerinde olması gerekiyordu. Devrim'e annemlerin teklifinden bahsettiğimde bu konuyu da açtım.

Hastane yatağında oturmuş, kazağını giydirmeye çalışıyordum. Tek kolunu hafifçe giydirirken yüzünün acıyla sertleşmesini izlemek beni kahrediyordu.

"Bir süre annemlerle kalsak çok iyi olmaz mı sence de?" diye sordum. Teklife hayır demesinden korkuyordum.

Kolundan yukarıya doğru hafifçe kazağı çekiştirdim ve boynundan geçirmeden önce bana bakan gözlerine aşkla baktım. Bu adamı neredeyse kaybetme noktasına gelmiştim, sonra onu yeniden kazanmıştım.

"Neden Peri?" diyen boğuk sesini duyunca gülümsedim. Kazağı başından dikkatlice geçirdim ve yakışıklı yüzü ortaya çıkınca dayanamayarak eğilip onu öptüm. Dudaklarını bükerek hemen öpücüğüme karşılık verdi ancak ben geri çekilince yüzünü astı. Kıkırdadım. Kazağı vücudundan dikkatlice geçirdikten sonra yaralı omuzuna dikkat ederek kolunu havada tutan askıyı boynundan geçirdim.Kolunun sabit durması için bu gerekliydi, Devrim ona gerek olmadığını söylüyordu ancak ben yine de onun canının yanmasını istemiyordum.

"Çünkü sen tam olarak iyileşmedin ve bir süre annemlerde kalırsak hem dikkatin dağılır, hem sana bakan birçok kişi olur."

Boştaki kolunu birden belime dolayınca dengemi kaybettim ve ona doğru çekildim. Başını göğsüme yaslayarak, "Sen yeteri kadar dikkatimi dağıtıyorsun zaten Peri." dediğinde sırıttım.

Güzel yüzünü ellerimin arasına aldım ve sakallarını okşadım. Onu böyle daha çok sevsem de onun bundan rahatsız olduğunu biliyordum. Eve gidince onu tıraş edecektim.

"Ben senin dikkatini hep dağıtacağım zaten yakışıklım. Ama içim rahat etsin istiyorum. Lütfen.. bir süre orada kalalım, sonra evimize döneceğiz söz veriyorum."

Tatlı bir şekilde iç çekince gülümsedim. "Seni nasıl reddedebilirim ki?" Boştaki elini belimden çekip, karnıma doğru sürükleyince heyecanla ürperdim. Kazağımın ucunu yavaşça kaldırdığında ve dudaklarını çıplak karnıma bastırdığında gözlerimi kapattım ve bu hissin beni tüketmesine izin verdim. Hamile olduğumu öğrendiğimiz andan itibaren aramızda oluşan bu duruma kesinlikle hazırlıklı değildim. Devrim'in nasıl mutlu olduğunu, benim için nasıl çırpındığını görmüş adeta mest olmuştum.

Bu fikre ne zaman alışabileceğimizi bilmiyordum. Belki de bebeğimizi kucağımıza aldığımızda bunun gerçek olduğunu algılayabilirdik ama şu an her şey bir rüya gibiyken yaşanılan şeylere güçlükle adapte oluyorduk.

Karnıma doğru usul usul nefesini üflerken, bedenim o yakınlardayken verdiği tepkiyle titremeye başladı. Parmakları karnıma yayıldı. Teninin dokunuşu göğüs kafesimi delip geçmek isteyen kalbimi daha da hırçınlaştırmıştı.

"Bir bebek," diye fısıldadı. "Bizim bebeğimiz."

Sesindeki aşk, mutluluk duyulmayacak gibi değildi. Bir bebeğin onu korkutabileceğini düşünen küçücük parçam kendini yok etmişti. Bir bebek onu korkutmamıştı, en azından korktuysa bile bunun üstesinden gelmişti. Çünkü yakınlaştığımız her anda eli hemen karnıma gidiyor ve sanki onunla konuşabilmenin bir yolunu bulmuş gibi ona sesleniyordu. Oysa o hala küçücük bir noktaydı.

Ultrason resmini cüzdanın içinde taşıyordu. Telefonunun ekran resmi olmuştu bile. O hastanede kaldığı zamanlarda ben muayenemi olurken inat etmiş ve benimle gelmişti. Heyecanla, biraz da endişeyle yanımda durmuştu.

"Bizim..."

Ellerim başının arkasına kavradı ve onu bana bakmaya zorladı. Göz göze geldiğimiz an sıcacık bir his kalbimi sardı. Ona ne zaman böyle yakından baksam olan oluyordu. Alnımı alnına yaslamak için hafifçe eğildiğimde beni belimden kavradı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan beni kucağına oturttu.

"Canın yanacak-"

Dudaklarıyla dudaklarımı örttü. Özlem dolu bir inleme dudaklarımdan koparak onun dudaklarıyla birleşti. Sıcak, güçlü bir tutkuyla öpüyordu beni. Ellerim boynuna dolanmak istiyordu ancak onun canını yakarım düşüncesiyle, kıpırdayamıyorlardı bile. Titreyen parmaklarım güzel yüzünü kavrarken nefesimiz tükenmek üzereydi. Dudakları hunharca dudaklarımı kavramış, öpüyor, ısırıyor, emiyordu. Onu o kadar özlemiştim ki, bütün bedenim sızlıyordu.

Nefes almam için bana alan tanıyınca soluklarım derinleşti. Göğsüm hızla inip kalkarken o yüzünü boynuma gömdü ve kokumu içine çekti. "Özledim," diye boğuk bir sesle fısıldadı.

Bedenimi ürperten bir titreme bütün hücrelerimi yakarak geçip gitti. Kollarının arasına yığılmamış olmam bir mucizeydi. "Ben de çok özledim." Nefesim hala kendine gelmemişti.

Özlemim gerçekten de çok fazlaydı. Onun yaşadığını, onun varlığını iliklerime kadar hissetmem gerekiyordu. Dudakları yanağımı sıyırarak geçti ve dudaklarımız hasretle yeniden kavuştu. Öpücükleri uyuşturucu gibiydi, bedenimi, aklımı, bilincimi uyuşturuyordu. Derin bir ihtiyaç bedenimin merkezinden yükseliyor ve onun ihtiyacına karışıyordu. Eli belimi daha da sıkarak vücudumu vücuduna yapıştırdı.

Nefesim kesilirken öpücüğü daha da derinleştirdi, bir an sonra belimdeki eli kazağımın altından içime girmiş göğüslerimin üzerine kapanmıştı. Dudaklarının hırpaniliğinin altında titreyen dudaklarım, "Devrim.." diye güçlükle konuşabildi. "Birisi gelecek."

Oysa benim de umurumda değildi. Onun bana olan saf ihtiyacı ayaklarımı yerden kesiyordu. Sevdiğin adamın seni sevmesi kadar güzel bir şey yoktu.

"Eve gidelim, bir an önce.."

"Annemlerin evine-"

"Bu gece evimize gidelim, yarın onlara geçeriz." Bakışları yüzümü yakından süzerken hayır demem öyle zordu ki, ben de anında evet dedim.

*

Hastaneden çıkıp evimize geldiğimizde akşamın sekizi olmuştu bile. Yürürken onun kolunun altına girmek istesem de buna izin vermedi. Gayet düzgün bir şekilde yürüyerek arabanın bagajından çantalarımızı aldı.

"Devrim! Onları ben taşıyabilirim, o kadar da ağır değiller." Peşinden koşarak geldiğimde birden durdu ve bana döndü. Bakışlarıyla beni şöyle bir süzdü ve ağır ağır, baygın bakışlarla, "Koşmadan yürü." dedi. Hemen ardından eve girdi.

Bu adam benim sebebim olacaktı. Arabayı kilitleyip eve doğru yürürken içeriden, "Neredesin Peri?" diye seslendi.

Bir an için annemlerin davetini geri çevirmeyi düşünerek içeriye girdim ve kapıyı kapattım. En azından üzerinde biraz daha düşünmeye karar verdim ve kolumdaki çantayı elime alarak Devrim'in ayak seslerini takip ettim. Direkt yukarıya, yatak odamıza çıkıyordu. Bedenim heyecanla karıncalanırken dizlerim çoktan titremeye başlamıştı bile. Birlikte olamayacağımızı biliyordum. Gerçi onun böyle bir şeyi kabul edeceğini sanmıyordum çünkü çok büyük bir ağrısının olmadığını söylüyordu. Gayet iyi hissettiğini, kolunu bile rahatlıkla oynatabildiğini anlatıyor, iyi olduğuna ikna olmamı bekliyordu.

Bir hafta gibi bir süre onu gerçekten de iyi edebilir miydi?

"Peri?"

Sabırsız, boğuk sesine doğru süzülürken, "Geliyorum." diye seslendim. Dizlerim daha da titremeye başlamıştı.

Odamızdan içeriye girdiğimde yere bırakılan çantalarımızı gördüm. Ancak Devrim odada yoktu. Sonrasında duşun sesini duyunca kalbim hızla çarpmaya başladı. Elimdeki çantayı bıraktım ve ben de duşa yürümeden önce ayakkabılarımı çıkardım. Biz hastanedeyken ev bayağı boşlanmıştı ancak temizlik işini daha sonra halledecektim.

Üzerimdeki ceketi çıkardım ve yere attım. Beyaz bir kazak, mini keten bir etek ve siyah desenli çoraplarımla banyoya girdim. Onun küveti hazırladığını görünce derin bir nefes aldım. Sıcak suyun buharı, duş jelinin muhteşem kokusunun arasında bir heykel gibi yükselen vücudunu, biçimli sırtını, pantolonunun sardığı dar kalçalarını arzuyla süzdüm. Geldiğimi hissetmiş olmalı ki arkasını döndü ve bana o çok hoşuma gitmeye başlayan baygın bakışlarıyla baktı.

Alçak, boğuk bir sesle, "Buraya gel," diye fısıldadı.

Bacaklarım beynim komutunu vermeden hareket etmeye başlamıştı bile. Elimden tutup kendine çekti. Kol askısını çıkarmıştı. Kolu rahat bir şekilde yanında duruyordu. Gözlerim kolunu incelerken, yumuşak bir sesle, "Sorun yok." dedi.

Bakışlarım bakışlarını bulduğunda eğildi ve burnunu burnuma sürttü. Bedenim bedenine göre şekil alırken elleri sırtımda geziniyor, beni çileden çıkarıyordu.

"Kokun, tenin.." Yüzünü yüzüme sürterken titreyen bedenimi daha da ateşlere vererek benimle oynuyordu. "...saçların, gözlerin..beni çıldırtıyorsun Gamze. Çıldırtıyorsun."

Her zaman hazırcevap olan ağzım şimdi bir yerlere kaybolmuştu. Hissettiğim arzu dayanılmazdı. Onun bende oluşturduğu heyecan yüzünden kalbim ani yükselişler yapıyordu.

"Devrim," ellerim kazağına yapıştı. Sakalları tenimi çizerken düşünmem çok güçtü. "Bir yerine bir şey olsun istemiyorum.."

"Merak etme," dudakları kulağıma sürtündü. "Ben iyiyim. Şimdi seni güzelce soyalım."

Tatlı bir ürperme bütün vücuduma yayıldı, hemen ardından onun elleri kazağımın ucuna dokundu. Parmaklarının nazik dokunuşu tenimi gıdıklıyordu. Kazağı yukarıya doğru çekti. Ben kollarımı kaldırırken o tek eliyle kazağı başımdan çekip çıkardı. Kazağı nereye attığına bakmadan yere bıraktı. O yoğun, arzu, aşk dolu bakışları benden bir an olsun ayrılmıyordu.

Üzerimdeki askısız ten rengi sütyene büyük bir açlıkla bakarken derin bir nefes aldı. "Arkanı dön."

Bacaklarım ona itaat ederek kendi etrafında döndü. Açık olan saçlarımı eliyle tutup kenara çekti ve dudaklarını boynuma bastırdı. Diğer elini karnıma götürerek bedenimi bedenine çekti. Gözlerim kendiliğinden kapandı. Onun aşkla dokunuşu, aşkla öpüşü bedenimi gururlandırırken duygulanmamam elde değildi. Beni öyle bir seviyordu ki.

"Bunu bir daha hissedemeyeceğimi düşündüm," diye fısıldadı.

Gözlerim hızla açıldı. Ona dönmek için bir harekette bulundum ancak beni engelledi ve iki kolunu da karnıma dolayarak arkamdan bana sıkı sıkı sarıldı. Yüzünü saçlarımın arasına gömdü. "Seni bir daha böyle saramayacağımı.."

"Devrim."

"Kokunu böyle içime çekemeyeceğimi.."

Yüreğim acıyordu. İhtimali bile bu kadar can yakıyorken...

"Sana seni ne kadar çok sevdiğimi söyleyemeyeceğimi."

Başımı geriye yaslayıp boynunun girintisine sığınırken ağzımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. "Artık bunları düşünme." Sesim acıyla boğuklaşmıştı. "Lütfen."

"Seni seviyorum Peri." Dudaklarını yanağıma, çeneme, şakaklarıma bastırdı. Hasretle yoğurulmuş, aceleci, sabırsız öpücüklerdi bunlar. Sanki yetmiyordu. Bir eli karnımdan yukarıya yükseldi ve çenemi kavradı. Başımı kendisine çevirdi ve dudaklarımızı birleştirdi. Beni sonsuza kadar öpebilirdi. Öpücüğü başladığı gibi bitti. İtiraz ederek dudaklarımı uzattığımda dudaklarıma bir öpücük daha kondurdu ve geri çekilerek eteğimin fermuarına uzandı. Fermuar indiği anda eteği bacaklarımdan aşağıya yuvarladı.

Giydiğim jartiyeri görünce hoşuna gittiğini belirterek elini bacağımın arasına soktu ve hafifçe okşadı. Ayaklarımın üzerinde olmama rağmen sarsıldım ve ona tutundum. Beni böyle kolayca dağıtıveriyordu.

"Bu soğukta etekler giyiyorsun," diye mırıldandı.

Yüzümde bir gülümseme belirdi.

"Etekleri seviyorum."

"Ben de seviyorum, ama hava soğuk..üşütmeni istemiyorum." Eli jartiyerin kopçalarıyla uğraştıktan sonra çoraplarımı serbest bıraktı. Hemen sonra arkamda eğilmiş çoraplarımı bacaklarımdan sıyırıyordu. O kadar tahrik edici bir görüntüydü ki bacaklarımın arası sızladı. Bacaklarımı birbirine bastırarak bu sızıyı dindirmeye çalıştığımda başını yukarıya çevirdi. Bakışlarıyla beni olduğum yere mıhladı ve hafifçe sırıttı.

O böyle oyunbaz, flörtöz bir davranış sergilediğinde bütün dengem sarsılıyordu. Parmakları bacağımdan aşağıya kayarken kanımı ateş gibi yakan bir heyecan aynı zamanda tenimi de ısıtmıştı.

Çorabı ayaklarımdan çekip çıkarırken ayaklarımı nazikçe okşadı. Diğer bacağıma geçince bu tatlı işkence sürüp gideceği için inledim. Bir an önce beni sevmesini, beni sıkıca sarmalamasını istiyordum.

Yüzünü bir kez daha bana kaldırdı ve sırıttı. O çok sevdiğim gamzesi yanağında çukur oluşturduğunda dayanamayarak eğildim ve dudaklarımı gamzesine bastırdım. Heyecanlı bir şekilde iç çekişini duyduğumda doğruldum ve onun işkencesine devam etmesini bekledim. Çok da zaman kaybetmedi. Parmakları usul usul bacağımdan yukarıya çıkarken tenimi ateşlere veriyordu. 

İç çamaşırıma dokundu. Ardından dudaklarını bacaklarımın arkasına bastırdı ve iç çamaşırını aşağıya indirmeye başladı. Kalbim yerinden çıkıp ayaklarımın dibine düşmek üzereydi, ramak kalmıştı. Ayaklarımın altından iç çamaşırını çekti ve bacaklarımın arkasını bir kez daha öptükten sonra doğruldu. Yeniden arkamdan bana sarıldı ve bu kez yüzünü doğrudan boynuma gömdü. Tenimi gıdıklayan sakalının etkisiyle gözlerim kayarak kapandı. O günah kadar ölümcül olan dudakları azar azar tenimi emmeye, öpmeye, sevmeye başladı. 

"Mmmm.." Bu artık dayanılmaz olmaya başlamıştı. Nefesini boynumda hissetmek, bedenimi saran kollarının varlığıyla büyülenmek aklımı başımdan alıyordu. 

Dudaklarını çenemin altına getirdi ve öptükten sonra beni bıraktı. Elleri sütyenimin kopçasını açtı, sırtım onun elinin dokunuşuyla gerildi. Tir tir titriyordum. Buna hiçbir zaman alışamayacaktım. Onun her dokunuşu vücudumda büyük heyecanlara sebep oluyordu. 

"Seni seviyorum," diye fısıldadı. 

Kollarının arasında yüzümü ona döndüm ve kazağına dokundum. Daha fazla bekleyecek sabrım yoktu. Dikkatlice kazağını çıkarmak için hareket ediyordum ki birden kazağını kendisi tutup çıkarınca, "Devrim!" diyerek kızdım. "Dikkat etsene." 

Boğuk bir sesle, "İyiyim," diye homurdandı. Ben tepki veremeden pantolonunu da çıkardı ve karşımda tamamen çırılçıplak kaldığında elim ayağım boşaldı. 

"Galiba bayılıyorum," diye inledim ve kollarımı onun beline doladım. Dudaklarımız çarpıştı, dillerimiz birbirine dolandı. Ellerinden birisini saçlarımın arasına sokup başımı sabit tutarak dudaklarımı talan etti. Aklımı kaybediyordum sanki. 

Birkaç dakika sonra ayrıldığımızda elimi tuttu ve küvetin içine girerek oturdu. 

"Yaralarına dikkat et,l lütfen." 

"Su oraya kadar gelmiyor Peri." Gülümseyerek beni de dikkatlice çekerek bacaklarının arasına sırtım ona dönecek şekilde oturttu. 

"Yine de dikkat et." diye fısıldarken nefesim kesildi çünkü eli karnıma dokunmuş, hafifçe okşuyordu. "Bu çıldırtıcı dokunuşların yüzünden kollarının arasına yığılıp kalacağım şimdi." 

Yüzü boynumun kıvrımlarında gezerken yumuşak bir sesle güldü. "Öyle mi? Yine kollarımın arasında olacaksın yani." 

"Zaten öyle değil miyim?" 

Eli yavaş yavaş göbeğimden göğsüme doğru hareket etmeye başladı. 

"Sen hep kollarımın arasında olacaksın Peri. Seni hiç bırakmayacağım."

Göğsümü hafifçe kavradı ve sıktı. Başımı geriye yaslayarak kucağına yerleştiğimde eğilip kulak mememi ısırdı. "İyi misin?" 

Memnuniyetle, "Çok iyiyim," diye fısıldadım. "Neden?" 

"Bebeğimiz rahatsızlık veriyor mu diye merak ettim. Onu hissediyor musun Peri?" 

Böyle sorular sorduğu zaman onu yiyip bitirmek istiyordum. 

"Henüz bir şey hissetmiyorum," Annemin hamileliklerini hatırlayıp gülümsedim. "Anneme bu soruyu çok sorardım. Kardeşim olacağı için sevinirdim. Onu hissedip hissetmediğini sorar, annemin karnına başımı yaslar kardeşimle konuşurdum." 

"Sen mükemmelsin," Kulağımın altını öpünce ürperdim. "Mükemmel de bir anne olacaksın." 

"Sen de mükemmel bir baba. Buna o kadar eminim ki.."

"Kız ya da erkek, ne olursa olsun onu çok seveceğim Peri. Sizi çok seveceğim. Canımdan çok seveceğim." Dudaklarını yanağıma bastırıp bana sıkı sıkı sarıldı. "İlk önce anne demesini istiyorum. Sana anne demesini istiyorum. Sence önce hangisini söyleyecek?"

Gözlerimin dolunca yutkundum. Bu adamın bana olan sevgisine bayılıyordum. "Ben de baba demesini istiyorum ama, onu ne yapacağız Kuzgun Bey?" 

Gülümsediğini duyduğumda ben de gülümsedim. "İkimiz de bunun için çaba harcayacağız o zaman. Sen baba demesi için ben de anne demesi için uğraşacağım." 

"Göreceksin, ben kazanacağım." Burnumu havaya diktim ve ona yandan bir bakış attım. Sırıtışını görebiliyordum, o gülümsediğinde kanatlanmaya başlayan kelebeklere söz geçiremiyordum. Çenemi okşayıp yüzümü yüzüne çevirdiğinde, "İyi olan kazansın." diye fısıldadı.  Görünen o ki bana meydan okuyordu. Çocuğumuz doğduğunda yalnızca baba demekle kalmayacak, bestelediğim bir müzikle onu taçlandıracaktı.  

"İyi olan ben olacağım." Kışkırtıcı bir şekilde ona dil çıkardım. 

Beni hayal kırıklığına uğratmadı, bir nanosaniye sonrasında dudaklarım dudakları tarafından ezilircesine öpülüyordu. Kollarımı boynuna doladım ve kucağında dönerek ona yaslandım. Küvet sıcaktı, duş jeli mis gibi kokuyordu ancak ben buradan bir an önce çıkıp yatağımıza gitmek istiyordum. Öpücüklerimizin baş döndürücü hızının arasında nefes almam için beni bıraktığında, "Beni yatağa götür," diye fısıldadım. Dudaklarım öpüşmenin şiddeti yüzünden titriyordu. Saçlarım birbirine girmişti. 

Beni bir kez daha öptü. Sonrasında bıraktı ve ayağa kalkarak beni duşun altına çekti. Duş başlıklarından birisini aldı ve suyu ayarladıktan sonra beni yıkamaya başladı. O kadar hızlı davranıyorduk ki, gören de bizi yıllardır birlikte olmamış sanırdı. 

Duş başlığını elime alıp onu yıkamaya başladığımda sırıtarak beni izliyordu. Neden bilmem kazadan sonra üzerinde daha farklı, daha rahat bir hal vardı. Bu kazanın onu benden uzaklaştırabileceğini düşünen parçam şimdi buna kahkahalarla gülüyordu. 

Nihayet durulanmamız bittiğinde Devrim bornozlardan birini kaparak bana giydirdi, ardından küvetin tıpasını açarak suyun çekilmesi için kenara bıraktı. Ben saçlarımı kurularken o elini yıkadıktan sonra bornozunu giydi. Direkt odamıza geçmeden, tıraş losyonuna uzandığını gördüğümde elini tuttum ve buna engel oldum. 

Bana meraklı gözlerle bakmaya başladığında, "Sakalın kalsın," diye fısıldadım. "Onu daha sonra ben tıraş edeceğim."

"Öyle mi?" Dudağı tatlı bir şekilde kıvrıldı. Tek kaşı yukarıya doğru kalktı ve bana seksi, baygın bir bakış fırlattı. 

Sanki aklımın başımdan gitmesi için daha fazlasına ihtiyacım vardı. İç çektim. 

"Öyle."Onu elinden tutup dışarıya çektim ve banyonun ışığını söndürdüm. Dışarıya çıktığımız anda kollarını arkamdan belime doladı ve bornozumun kuşağını çözdü.Şimdi olacakları bildiğim için göğüs kafesim daralıyordu. Beni çırılçıplak bıraktığında eğilip kucağına almaya kalktı. 

"Devrim! Bir yerine bir şey olacak, daha yeni taburcu oldun. Ya bir şey-" 

Beni sert bir öpücükle susturdu ve aldırış etmeden eğilip tek bir hamlede ayaklarımı yerden kesti. O kadar güçlü, atılgan ve saldırgandı ki nefesim kesildi. Yatağımızın üzerine beni bıraktıktan hemen sonra bedenimi yorganın altına soktu. Hemen ardından ışıkları söndürmeye gitti. İçeride loş bir ışık bıraksın diye gece lambasını yaktı. 

Tenim karıncalanıyordu. Üşümesi gerekirken bedenim cayır cayır yanıyordu. Bana doğru gelirken bornozunu çıkardı ve yorganın ucunu kaldırıp yatağa girdi. Teni tenime değdiğinde aramızda bir elektrik akımı oluştu. Bacaklarımın arasına girip bedenini bedenime teslim etti. Onu tüm benliğimle kucaklarken erkekliği bacaklarımın arasına kaydı, sıcaklığı sıcaklığımla karşılaştı. Yorganı üzerimize çekti. Bizi bize bıraktı. 

Nefesim boğazıma takılırken o sakalını yanağıma sürttü, ardından burnumun ucunu öptü. Nefes alışverişlerimin sesinden başka bir ses yoktu. O gayet sakin görünüyordu, ama göğsüme değen göğsünün yankılarını hissedebiliyordum, o da benim kadar heyecanlıydı. Sadece bunu çok iyi saklıyordu. 

Kalp atışları, kalp atışlarımın yansımasıydı. 

Teni tenimin üzerinde tıpkı benim gibi titriyordu. Bacaklarım bacaklarına dolanmış onu sımsıkı sarmışken kıpırdayamıyordu bile. Sonsuz bir aşkla, tutkuyla, arzuyla yüzümü, gözlerimi, dudaklarımı, beni izliyordu. Dudaklarımız arasında santimler olmasına rağmen yatağa girdiğinden beri beni öpmemişti. Öptüğü anda kendimizi kaybedeceğimizi biliyordu. Ellerim sırtına  dolanmış, sıcacık vücudunun tadını çıkarıyordu. 

Onun bir kolu başımın etrafından dolanmış, yaralı omuzunun olduğu kolu ise aşağıya doğru kayıp kalçasının üzerinden dolanan bacağıma dokunuyordu. Avuçları etimi yoğurur, sever, okşarken nefesimiz titreşiyordu. 

Gözlerimin içine uzun uzun bakarken, boğuk, alçak bir sesle, "Seni seviyorum." dedi. Yorganın altında iyice sıcaklaşan bedenlerimiz terlemeye de başlamıştı. 

Erkekliği yuvasının üzerine uzanmıştı ancak hala içime girmemişti. Vücudum alevler içinde yanıyordu. Bir öpücük, bir dokunuş için çıldırıyordu. 

Titreyen dudaklarıma uzanıp alt dudağımı ısırdığında ağzımdan istemsiz bir inleme kaçtı. Bana haince sırıttı ve sonra vücudu üzerimde kaymaya başladı. O çıldırtıcı dudakları boynumdan başlayarak tenimi adım adım geçerek göğüslerimin arasına geldi. Bu kadar işkenceye kalbim dayanabilir miydi? 

Dilini gezdirirken öpücükler bırakıyordu. Göğüs uçlarım dudaklarının arasında şişti, o kadar hassastılar ki, yumuşacık dokunuşlarına bile aşırı tepki gösteriyorlardı. Tenimin etrafını, altını, dolgun yumuşaklığını diliyle tattı. Sonra dudakları göbeğime doğru kaymaya başladı. Ellerim durmuyor saçlarını çekiştiriyordu. Göğüslerimdeki ıslaklık serin havayla birleşince tenim ürperdi. 

Sıcak dudakları göbeğimin etrafında dolanırken, "Devrim.." diye inledim. "Delirmek üzereyim." 

Karnıma yumuşacık öpücükler bıraktıktan sonra dudakları aşağıya doğru kaymaya başladı. 

Ah, hayır! Buna dayanamazdım işte. Ancak o beni dinlemeden bacaklarımı hafifçe araladı ve o aklımı başımdan alan öpücüklerini kondurmaya başladı. Tam da merkezin etrafında dili dolanırken ağzımdan kaçan çığlıklara engel olamıyordum. Bu adam benim ölümüm olacaktı. Biraz daha beni çıldırttıktan sonra kaygan dili beni aralayarak aşağıya, bacaklarıma doğru indi. İki bacağımın da iç tarafını öptükten sonra bu yolculuğu yukarıya doğru devam ettirdi. Kadınlığımı, göbeğimi, göğüslerimi, tenimin her bir zerresini öperek çıktıktan sonra artık bende derman kalmamıştı. Biraz daha beklerse başımdan alevler çıkmaya başlayacaktı. 

"Peri," diye soluyarak dudaklarımızı birleştirdi ve kollarım, bacaklarım bedenini sıkı sıkı sararak onu kendi tenime hapsetti. Erkekliği kolayca içime kayıp girdiğinde dudaklarımız sertçe birbirini teğet geçti. Hasret, tutku, ihtiyacın ve aşkın da etkisiyle ikimizin de bedeni önce bir titredi. Hareket etmek bile imkansızdı. Sanki kilitlenmişti. Ancak bir dakika kadar sonra yavaşça hareket etmeye başladı. Saçlarım avucunun içinde karışmış, dudaklarımız öpüşmekten berelenmişti. Nefesi nefesime çarpıyor, gözleri gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. 

Burnunu burnuma sürterken kalçasını biraz sertçe oynatarak beni yokladı. Tatlı bir inlemeyle vücudum yenilenirken sırtım gerildi, göğüslerim göğsüne yaslandı. 

"Sana aşığım," diye fısıldadı ve başımı sabit tutmak için avucuyla saçlarımı kavradı. Yorgan kayıp gitmişti, ama ikimizin de umurunda değildi. Vücudu vücudumu ele geçirmiş, ruhumu da kalbimi de teslim almıştı. 

"Aşığım." Yumuşaklıkla karışık sert bir darbeyle beni bir kez daha yokladı.  Daha fazlasını isteyen bedenim onun altında kıvrandı ama  sakinleştiren öpücükleriyle beni baskıladı. Tamamen kaybolmuş, evrenden silinmiş, ayaklarım yerden kesilmiş gibiydi. Büyük bir coşkuyla kendimden geçerken her anımı, her halimi uzun uzun izledi. Fazla zevkten hıçkırmaya başladığımda hıçkırıklarımı öpücükleriyle yuttu ve beni tamamen ele geçirdi. 

"Sana aşığım Peri." 

Konuşamayacak kadar bitkin düştüğümde o da kendini bıraktı ve bana sımsıkı sarıldı. 

Bütün benliğim böylesine bir sevişmeyi kaldıramamıştı. Öyle ki bütün her yerim tir tir titriyor, sanki sıvılaşmış bir şekilde akıp gidiyordu. O kadar yoğun, o kadar güzeldi ki gözlerim doldu. Birkaç dakika sonra ancak kendime gelebildiğimde boynuma gömülmüş başını okşayarak dudaklarımı kulağına yaklaştırdım. "Ben de sana aşığım Yekta'm." 

Daha yeni Daha eski

İletişim Formu