Peri ve Kuzgun 61. Bölüm



Bölüm 61 : O Benim

Devrim kucağında uyuyakalan güzel karısını izliyordu. Duş alıp yemek yedikten sonra televizyonun karşısındaki üçlü koltuğa oturmuşlar ve Devrim ona otelde o yokken olan şeylerden bahsetmişti. Önemsiz ayrıntılardı ama Gamze bilmek istemişti. Sonrasında bir film koymuşlar ve izlemeye başlamışlardı. 

Devrim filmden çok onu izlemişti. Genç kadın Devrim otururken koltuğa uzanmış ve başını da Devrim'in dizlerinin üzerine koymuştu. Daha sonra biraz daha sokularak Devrim'in de uzanmasını sağlamış sonra da kendini büsbütün onun üzerine bırakmıştı. Şimdi o güzel başı Devrim'in göğsünün üzerindeydi. Saçları dağılmıştı. Yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Bir bebek gibi uyuyordu. Uyurken tamamen zararsızdı. Genç adam gülümsedi. Mesela Devrim'e işkenceler etmiyordu. Onun gözlerinin içine bakarak genç adamın kalbini ezmiyordu.

Böyle zararsız, hareketsiz bir şekilde göğsüne uzanmış uyurken Devrim rahat bir şekilde onu izliyordu. Gamze hareketli, kıpır kıpır bir insandı. Devrim onun bu yönünü seviyordu. Kendi hareketsizliğini, içinde yok olan heyecanı dengeliyordu. Ama onunla tanıştığı ilk günden itibaren hayatına ve kalbine bambaşka bir heyecan gelmiş gibiydi. Bu daha önce yok olan bir şeye benzemiyordu, bu yeniydi. 

Battaniyeyi Gamze'nin üzerine daha sıkı örterken kendi kendine onun uyandığında nasıl da evi hayat dolu bir yere çevireceğini düşünerek gülümsedi. Şu an uyuyordu ve ev sessizdi. Sanki her şey onunla birlikte uyuyormuş gibiydi. Bu sükunet Devrim'in alışık olduğu bir şeydi, ancak yenilik, hareketlilik alışmaya başladığı bir düzendi. Gamze onu ele geçiriyordu. Kucağında uyuyan şu kadın onu uyurken bile ele geçiriyordu. 

Devrim başını geriye atarak tavana baktı ve Gamze'yi kollarıyla sıkı sıkı sardı. Onun uyuyup kalmış olmasına şaşırmıştı, neticede film izlemek isteyen kendisiydi. Ama söz konusu o olduğunda şaşırmaması gerekirdi. O bir Periydi. Devrim'in, Peri'si. 

Kalbinde inanılmaz duygular oluşturan, onu büyüleyen, onun aklını başından alan, her zamankinden çok daha fazla korumacı yapan bir Peri'ydi o. 

Devrim onu kaybederse bir daha asla düzelemezdi. Eğer onu kaybederse bir daha asla yaşayamazdı. Hiçbir güç, hiçbir amaç onu toparlayamazdı. Onu kaybetmekten öylesine çok korkuyordu ki, başına bir şey gelmesin diye onu eve kapatmak istiyordu. Tırnağı incinmesin, takılıp düşmesin diye her şeyi yapabilirdi. Kalbi bu kadar korku doluyken nasıl sevginin tadını çıkarabiliyordu? Gamze ona bunu nasıl yaptırıyordu? 

"O kadar güzelsiniz ki." 

Ablası Armağan'ın sesi, sessizliği bıçak gibi kestiğinde Devrim irkilerek başını kaldırdı ve sesin geldiği yöne baktı. Ablası salonun girişinde durmuş hayranlıkla kendilerine bakıyordu. Çok güzel görünüyordu. Sanki bu akşamki yemeğe ayrı bir özen göstermiş gibi süslenmişti. 

Armağan akülü sandalyesini çalıştırdı ve Devrim ile Gamze'ye yaklaştı. 

Devrim, Gamze'yi uyandırmadan hafifçe bedenini doğrulttu. Sıyrılan battaniyeyi yeniden Gamze'nin üzerine çekti. Genç kadın sarsılmadan uykusuna devam ediyordu. Peri'si uyumayı seviyordu. 

Kolunu kaldırdı ve saate baktı. Gecenin 11'ydi. Neredeyse gece yarısı olmuştu. Ve ablası eve yeni geliyordu. 

Kaşlarını çatarak, "Gelmişsin," dedi. 

Armağan yüzünde mutlu bir gülümsemeyle onlara yaklaştı ve durdu. "Evet. Bir arkadaşımla akşam yemeği yedik." Gözleri hala açık duran ama sesi kısılmış televizyona kaydı. Sonra derin bir şekilde uykuda olan Gamze'ye baktı. "Uyumuş." 

Genç adam ablasının bir şeyler sakladığını düşünüyordu. Bunu tavırlarında görebiliyordu. "İyi misin abla?" diye sordu.

Armağan başını salladı. "Hiç bu kadar iyi olmamıştım Yekta. Hiç bu kadar iyi olmamıştım. Senin mutlu olduğunu görmek bana o kadar iyi geliyor ki." 

O böyle konuştuğu zamanlarda nedense garip bir çekingenliğe bürünüyordu. Boğazını temizleyerek başını eğdi. O ismi kullanmaktan pek hoşlanmıyordu ama ablasına bir şey de diyemiyordu. 

"Seni zorladığım zamanları hatırlıyor musun?" diye sordu Armağan. "Gamze için zorladığım zamanları. İşte kafamda hayal ettiğim görüntü buydu. Böyle olacağınızı biliyordum. Sen her karşı çıktığında ben yalnızca bu tabloyu düşünüyordum. Sana nasıl iyi geliyor görebiliyor musun kardeşim?" 

Kalbinin içinde yoğun bir duygu baş gösterirken Devrim, ne diyeceğini bilemeyerek göğsünde uyuyan kadına sonra onları sevgiyle izleyen ablasına baktı. Evet, Gamze'yi hayatına almamak için çok direnmişti. Başta bu direniş sadece bir kadını istemediği içindi ama daha sonra Gamze'ye karşı başka duygular hissetmeye başladığında direnişi Gamze'ye olmuştu. Gamze bütünüyle hayatının ortasında belirdiğinde Devrim'in bütün eli ayağı bağlanmıştı sanki. 

Aşk geldiği zaman kaçış olmuyordu. Ne kadar kendinize sınırlar, duvarlar koyarsanız koyun aşk hiçbirini dinlemiyordu. Sizin özenle kurallarla oluşturduğunuz bütün duvarları hiçbir gücü yokmuşçasına kolaylıkla yıkabiliyordu. Gamze'nin çabanı onu yerle bir etmişti. Ama işte şimdi geldikleri nokta, Devrim'in asla kaybetmek istemediği bir noktaydı. 

"Ben..sadece.." Ne diyeceğini bilemeyerek sustu ve eliyle şakaklarını ovaladı. Duygularını ifade etme konusunda hiçbir zaman başarılı olamamıştı. Söz konusu Gamze iken bile açıklayıcı olmakta güçlük çekiyordu.

"Sen sadece korktun," diyerek cümlesini tamamladı Armağan. Anlayışlı bir hüzünle ona bakıyordu. "Biliyorum. Anlıyorum da seni.. ama hayat bize mutlu olma fırsatını veriyorsa onu neden geri çevirelim ki? Neden karanlıkta yaşayalım? Neden bir aile kurmayalım? Bu hayatta insanların tercih edebileceği şey o kadar az ki Devrim. O kadar az ki. Doğarken anne babanı, kardeşlerini seçemiyorsun. Doğumu, ölümü seçemiyorsun. Hayatın her saniyesinde korku seni kıskıvrak yakalayabilir, elini ayağını bağlayabilir, seni perişan edebilir." Armağan elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra devam etti. "Sence insanlar daha sonra kaybedeceklerini bildikleri halde bir insanı sevmekten memnunlar mıdır? Ölümün onları alacağını bildiği halde aile kurmaktan memnunlar mıdır? Bence memnunlardır Devrim. Ölümün onları alacağını bilseler de memnunlardır. Çünkü hakikat olan tek şey ölümdür. Yalnızca ona direnemeyiz, ondan çok korkarız evet, hatta ölmemek için çabalarız da ama ona direnemeyiz. Direnemeyeceğiz diye kimseyi sevemeyecek miyiz Devrim? Ailemiz olmayacak mı? Hayatımıza birini alamayacak mıyız? Korkulara savaş açamayacak mıyız?" 

Genç adam derin düşüncelere dalmış bir halde başını iki yana sallarken ölüme gerçekten de direnilemez diye düşünüyordu. Ablası haklıydı. Hayat o kadar karmaşıktı ki. İnsanın tercih edebileceği çok az şey vardı. Devrim mutsuzluğu da tercih edebilirdi, zaten bu yaşına kadar da etmişti, ama şimdi ona mutluluk veren onu sarıp sarmalayan, yüreğini yüreğine emanet eden bir kadın vardı hayatında. Hiç böyle bir sahiplenmeyi hissetmeyen genç adam, bu yeni duygunun getireceği zayıflıklardan çok korkuyordu hala. Ama bu duyguyu yaşamak o korkuları neredeyse görünmez kılıyordu.

Elini kaldırıp Gamze'nin saçlarına götürdü ve usulca okşamaya başladı. O böyle savunmasız, hareketsiz, dünyaya, Devrim'e meydan okumadan uyurken Devrim onun için çıldırıyordu. Elinden gelse onu buradan, kendi kollarının arasından hiç ayırmazdı. Gamze'nin de hiç itirazı olmazdı. 

"Korkuyordum," diye itiraf etti. Bu zaten ablasının bildiği bir şeydi ama yine de itiraf etmek iyi gelmişti. "Hala korkuyorum abla. Onu kaybetmekten, seni kaybetmekten.." Bakışlarını kaçırdı ve çenesi kaskatı kesildi. Vücudu gerilmeye başlamıştı. Gamze'ye baktı ve derin bir nefes aldı. Onun alıp verdiği düzenli nefesleri sayarak kendini sakinleştirmeye çalıştı. 

"İyi misin?" diye sordu Armağan.

Genç adam başını salladı. 

"Daha sonra konuşabiliriz Devrim," ablasının sesindeki anlayış için Devrim ona minnettardı. Şu an konuşmak nedense zor gelmişti. "Ama gerçekten konuşmamız gerekiyor kardeşim."

Devrim başını eğdi ancak hemen sonra geri kaldırıp ablasına baktı. "Arkadaşın kimdi?" diye sordu. "Ben tanıyor muyum?"

Devrim'e mi öyle gelmişti yoksa ablası kızarıyor muydu? Belki soğuk yüzündendir diye düşündü Devrim ama içerisi sıcaktı. Dikkatle ablasını süzdü. Tek kaşını kaldırarak ona baktı. 

"Abla?" 

"Konuşacağımız zaman sana anlatacağım," diyerek ona gülümsedi Armağan. "O zamana kadar bana güvenmek zorundasın. Ne yaptığımı biliyorum."

Devrim daha da meraklanarak ve endişelenerek ablasına baktı. Neyi kastetmişti? Ne demek istiyordu? "Abla lütfen açık konuşur musun? Ne demek istiyorsun?" 

"Sadece mutlu olduğumu söylemeye çalışıyorum canım kardeşim. Sadece mutlu olduğumu söylemeye çalışıyorum."

Devrim bunun için elbette mutlu olmuştu ama içinde birden patlak veren endişeden dolayı da rahat değildi. Gamze hafifçe kıpırdanıp genç adamın göğsüne iyice yerleşince Devrim'in dikkati dağıldı ve ona baktı. Gamze küçük bir ses çıkardı, sonra yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. 

Armağan fısıltıyla, "Rüya görüyor.." diye gülümsedi. 

Devrim de büyülenmiş bir şekilde karısını izliyordu. Gamze'nin yüzündeki gülümseme genişledi ve kirpikleri titredi. Eli genç adamın göğsünde ilerledi ve tam kalbinin üzerine konunca genç kadının kıpırdanmaları durdu. O küçük burnu genç adamın kazağını koklarken Devrim içinde kabaran aşkla onu izliyordu. Bir dakika kadar sonra Gamze yeniden derin bir uykuya daldı. 

Bu öylesine güzel bir duyguydu ki genç adamın toparlanması birkaç dakikasını aldı. O sırada ablası da imrenerek onları izliyordu. 

Devrim sonra anladı. Hayretle ablasına baktı ve, "Hayatında biri mi var abla?" diye sordu. Ses tonu biraz yükselmişti. Armağan , Gamze'yi işaret ederek biraz sessiz olmasını istedi. Devrim ise aklına hiç gelmemiş olan bu ihtimal yüzünden şaşkınlık içerisindeydi.

Ablası Amerika'dan buraya dönmeden önce yeni bir hayata başlamak istediğini söylemişti elbette, Devrim de buna hak vermişti. Hatta kendi mutluluğundan çok istemişti bunu ama ablasının hayatında birinin olabileceğini hiç düşünememişti. Bir fikir, o fikrin somut hali ortada yokken yani soyut bir haldeyken belki kabul edilebilirdi ama somut haliyle karşılaşıldığında tamamen başka duygular hissettiriyordu. 

Yani Armağan mutlu olmak istediğinden bahsederken onun birisiyle tanışıp evlenebileceği fikri uzak bir hayal gibi görünmüştü, kabul edilebilir ama hayal edilemez. Fakat şimdi somut birinin varlığı demek Devrim'i şaşırtmıştı.

"O kim?" diye sordu. Nedense boğazı düğümlenmişti. Kimsenin ablasına yakışmayacağını düşünüyordu. Üstelik onu kimse Devrim kadar koruyamaz, sahiplenemezdi de. Devrim onu nasıl sevdiği kişiyle evlendirebilirdi ki?

"Bunu şimdi mi konuşacağız?" diye sordu Armağan. "Daha sonra-"

"Abla lütfen," diyerek sözünü kesti. Daha sonra kucağında kıpırdanan karısına baktı. Hafifçe doğrulmadan önce, "Ben Gamze'yi odamıza götürüp geliyorum." dedi. Doğrulurken Gamze'yi de dikkatlice kaldırdı. Genç kadının başı kollarının arasında geriye düşünce boynu açığa çıktı. Ablası şimdi burada, onları izliyor olmasaydı Devrim onun boynunun kokusunu içine çeker ve dayanamaz bir de öpücük kondururdu. 

Genç kadını kucağına yatırdı, Gamze kollarını onun boynuna doladı ve yüzünü Devrim'in boynuna gömerek derince bir iç çekti. Armağan onları mutlu bir şekilde izlerken ablasına bir bakış attı. "Hemen geliyorum."

Bir kaçışı olmayan Armağan başını salladı. 

Devrim dikkatlice merdivenlerden yukarıya çıkarken Gamze'yi sıkı sıkı tuttu. Odalarının kapısından içeriye girdi ve yatağa doğru yürüdü. Gamze'yi yatağa bırakmadan önce yorganı ayağıyla ittirdi, genç kadını dikkatli bir şekilde yatırdı ve yorganı üzerine örtmeden önce onun ayaklarını yorganın altına soktu. Ellerini göbeğinin üzerine koymadan önce öptü ve yorganı da göğsüne kadar örttü. Gamze bütün bunlardan habersiz uyumaya devam ediyordu. Genç adam eğilip yanağına bir öpücük kondurdu ve baş ucu lambasından birini yaktıktan sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı. 

Hızlıca aşağıya indiğinde ablasını bıraktığı yerde buldu. Karşısına geçip oturmadan önce, "O kim?" diye sordu. "Ve onunla ciddi mi düşünüyorsun? Ne planlıyorsun abla? Bilmem gerekiyor."

Bunu bilmek birden hayati bir önem olmuştu. 

"Önce sakin olmanı istiyorum senden," diye uyardı Armağan. "Bunu sana söylemek benim için de zor. Bunu bilmelisin."

"Gayet sakinim," diyerek sırtını dikleştirdi genç adam ancak hissettiği endişe onun belini bükmüştü bir kere. Ablası konuşana kadar kafasında dönen kırk senaryonun duracağı yoktu. 

"Hayır değilsin," Armağan gülümsedi ve akülü sandalyesini çalıştırarak Devrim'e yaklaşıp ellerini tuttu. 

Genç adam bu tür yakınlıkları güçlükle yaşadığı için ablasının gözlerinin içine bakarken onun gerçekten de gergin ama mutlu olduğunu gördü. "Abla.." 

"O kişi Dinçer." 

"Ne?" 

"O kişi Dinçer. Arkadaşın olan Dinçer. Devrim?" Elini genç adamın yüzünün önünde şöyle bir salladı Armağan ve Devrim gözlerini kırpıştırınca gülümseyerek durdu. "Şaşırdın. Kimi tahmin etmiştin?"

Dinçer. Dinçer iyiydi. Devrim onu kesinlikle tahmin etmemişti ama Dinçer iyiydi. Gerçekten iyi. Ona ablasını emanet edebilecek kadar iyi. Gözü arkada kalmazdı. Ama bir dakika? Dinçer mi? 

"Nasıl?" diye fısıldadı. 

"Nasıl olduğunun bir önemi var mı Devrim? Sen nasıl olduğunu sordun mu kendine?"

Genç adam düşünmeden, "Birçok kez," diye yanıtladı. İnsan nasıl olduğunu kendine hiç sormaz mıydı? Ama belli ki ablası sormamıştı. Devrim güçlü bir dürtüyle bu ilişkiye engel olmak istediğini fark etti. İtiraz etmek istediğini, onayının olmadığını söylemek istedi. Hatta neden Dinçer'in olamayabileceğine dair bir sürü nedenler sıralamak istedi fakat bunun doğru olmadığını biliyordu. 

Ablasının mutlu olmasını çok istiyordu. Onu paylaşma fikri hiç hoşuna gitmese de...Dinçer iyi bir seçimdi. Ve Devrim'in onunla ilgili itiraz edebileceği hiçbir yan yoktu. Küçücük bir şikayette bile bulunamazdı. 

"Aklından ne geçtiğini bana da söyleyecek misin Yekta?" 

Yekta. 

Ablasıyla birlikte geçirdiği sayısız anılar gözünün önüne geldi. Eskiye dair anılar. Onun hiç evlenmesini istemezdi. Doktor olmak için üniversiteye gittiği zamanlar bile onun yokluğundan nefret etmişti. Fark etti ki o  duyguları hala içinde taşıyordu. Hala onun yokluğundan hala onun kendisinden başka birine ait olabileceği hissinden nefret edecekti.

Armağan da onu anlamış olacak ki duygulu, boğuk bir sesle, "Buraya gel." dedi. Devrim ne olduğunu anlayamadan ona gitti ve ablası kollarını boynuna dolayarak ona sıkı sıkı sarılınca genç adam büyük bir rahatlamayla iç çekti. Sanki aniden göğüs kafesi boşalmış, sıkışıklık kaybolmuş derin bir havayla şişmiş gibiydi. 

Kollarını ablasının beline doladı ve yüzünü onun saçlarının arasına gömdü. Çok güçlü bir duygu onu derinden sarstı. Onu çok özlemişti. Ablasını çok özlemişti. 

Armağan'ın ağladığını duyabiliyordu. Yüreği onun sevgisinin altında eziliyordu. Ona o kadar çok şey borçluydu ki. Bu hayatta ablası onun için daima kıymetli olmuştu. Onun için hayatta kalmıştı. Onun için yaşamıştı. Ve sonunda ablasını bulmuştu. Onun için yaşamaya devam etmişti. 

"Seni çok seviyorum!" diyerek sıkı sıkı sarıldı Armağan. "Senin o güzel yüreğini, güzel gözlerini." Geri çekilmek isteyince Devrim onu güçlükle bıraktı. Ablası onun yüzüne baktı ve iki elini de genç adamın yüzüne koydu. "Gözyaşlarına kıyamam senin ben." Uzanıp genç adamın yaşlı gözlerini tek tek öptü. "Canımın içisin sen benim. Canımdan bir parçasın. Ablasının bir tanesi." Onun yüzünü öpücüklere boğarken Devrim sessiz sessiz ağlıyordu.

Buna ihtiyacı olduğunu, onunla bu kurduğu yakınlığa ne kadar ihtiyacı olduğunu şimdi anlıyordu. Sanki ruhundaki acılar onu bağlarından koparıyormuş gibiydi. Hiçbir tepki veremiyordu, yalnızca seviliyordu. 

Ablası sürekli akan gözyaşlarını siliyordu. Ona güzel sözler söylüyordu. Ama en çok canını yakan da, "Seni çok özledim ablacım," oldu. 

Devrim boğuk, çatlak bir sesle, "Ben de." dedi. Bu cümle ağzından o kadar zor çıkmıştı ki. Çünkü içini parçalıyordu. Acı gerçek içini parçalıyordu.

Ablası onun yanaklarını sıktı. "Yekta'm, canım benim. Annemin biricik oğlu, babamın biricik kahramanı. Benim biricik kardeşim!" Kadının ağlayışları hıçkırıklara dönüşmüştü. 

Devrim de onun ellerini tuttu ve avuçlarına öpücükler kondurdu. Ne o ne de Armağan gözyaşlarını tutabiliyor ne de sakin kalabiliyorlardı. Bu kavuşma için yıllar geride kalmıştı. 

"Mutlu olmanı istiyorum," diye fısıldadı Devrim. "Eğer seni mutlu edecek kişi oysa.." Boğazı düğümlendi. "Benim için sorun yok abla." 

"Mutlu olacağız canımın içi. Mutlu olacağız. Seninle ben mutlu olacağız. Senin dünyalar güzeli bir eşin var, yakında sana birbirinden güzel çocuklar da verecek. Ben de sevdiğim adamla evleneceğim ve hayat bize de gülecek. Güzel olacak Yekta'm. Hayat bundan sonra bizim için çok güzel olacak."

Devrim katılacağı ihaleyi ve kurduğu planı düşündü. O an Armağan'a söylemek istedi, ancak bundan vazgeçti. Sadece canı pahasına sevdiği kadınları korumak için her şeyi yapacak ve bunu onlar duymadan halledecekti.

Ablasını kendisine çekerek ona sımsıkı sarıldı. Nihayetinde yıllar sonra ona ilk kez bu kadar içten ve ağlayarak sarılıyordu. Tadı dayanılmazdı. 

Daha sonra ablası odasına gidince Devrim ortalığı toparladı ve ışıkları kapatarak yukarıya çıktı. Odalarına girerek kapıyı kapattı ve banyoya yöneldi. Tamamen sarsılmış hissediyordu. Aynada kızarmış gözlerine bakarken kendisine bir söz verdi. Hayatında onu seven ve onun sevdiği herkesi canı pahasına koruyup kollayacak ve mutlu edecekti. 

Yüzünü yıkamadan önce dişlerini fırçaladı. Havluyla yüzünü kurulayıp banyodan çıktı ve karısının yanına ilerledi. Yatağın ucuna geldiğinde onun gözlerinin açık olduğunu görünce şaşırdı. "Peri?" 

Gamze doğruldu ve onun elini tutarak yatağa çekti. Genç adam dengesini kaybederek yatağa , neredeyse onun kucağına düştü ve daha ne olduğunu anlayamadan genç kadın ona sıkı sıkı sarıldı. Öyle bir sıkıyordu ki Devrim güçlükle nefes alıyordu. 

Endişelenerek, "Peri," diye fısıldadı. Onu usulca sardı ve saçlarını öptü. "Kabus mu gördün?" Kabusların insanın üzerinde nasıl bir etki bıraktığını en iyi kendisi biliyordu. O yüzden endişelenmişti.  

Gamze boğuk bir sesle, "Hayır." dedi. 

Bir süre sarıldıktan sonra Gamze geriye çekildi ve iki eliyle genç adamın yanaklarını tutarak dudaklarından öptü. "Seni çok seviyorum," diye konuştu. Bir öpücük daha kondurdu. Öpücükleri sert ve duygu doluydu. Her cümlesinin arasına bir öpücük sıkıştırdı. "Seni. Çok. Seviyorum. Devrim. Kuzgun."  Işıl ışıl parlayan gözlerle genç adamın şaşkın yüzüne gülümsedi ve ekledi. "Sen hayatımda sahip olduğum en değerli armağanımsın." 

Devrim birden yükselen bu aşırı sevgi seline kapılmıştı evet ama neden böyle olduğunu da merak ediyordu. Dudakları bu kadar yakınken konuşmak zor olsa da sordu. "Bir şey mi oldu Peri?" 

Gamze geri çekildi ve yorganı kaldırarak onu yanına çekti. Devrim'in göğsünü ittirerek yatmasını sağladı, daha sonra da vücudunun neredeyse hepsini genç adamın üzerine bırakarak yorganı üzerlerine örttü. Kollarını Devrim'e sımsıkı sararak başını onun göğsüne koydu. Sonra mutlu, uykulu bir sesle, "Sana bir kez daha aşık oldum," diye fısıldadı. "Olan bu."

Genç adam ise tamamen şaşkın bir şekilde onu kucakladı. Ama kalbi mutluluktan havalara uçmuştu. Gamze kim bilir neye sevinmişti? Acaba ablası ile olan konuşmalarını mı duymuştu? 

Hiçbir fikri yoktu. Sadece bu gece o kadar güzeldi ki, sadece tadını çıkarmak istiyordu. Gamze'yi sıkı sıkı kucaklayarak saçlarını öptü. "İyi geceler Peri kızı," diye fısıldadı. 

Gamze'nin neden sonra güçlükle çıkardığı fısıltı dolu ses ve söylediği cümle onu derinden sarstı. "İyi geceler Yekta'm." 

*

Ertesi sabah birbirlerinden güçlükle ayrıldılar. Özellikle Gamze ondan ayrı kalmak istemediğini söylüyordu. Ama devam eden bir hayatları vardı. 

İkisi de kendi arabalarına yürümeden önce birbirlerine dolandılar. Devrim onu belinden yakalamış şakağından öperken, Gamze, "Öğle yemeğinde senin yanındayım," diyerek ona hatırlatmada bulunuyordu. "Sakın ben gelmeden bir şey yeme." 

Genç adam gülümsedi. "Sen geleceksen zaten bir şey yemem ki." 

"Olsun," diyerek dudaklarını büzdü Gamze. "Ben yine de hatırlatayım. Odana geldiğimde seni yine kadınlarla oturup konuşurken bulacak mıyım?" Geçen defa nasıl kıskandığını hatırlayınca genç adam yine gülümsedi. 

"Onlar benim sorumluluğum altında çalışan kadınlar." diyerek açıklamaya çalıştı. 

Gamze somurtkan bir şekilde homurdandı. "Ben anlamam. Sen bu kadar yakışıklıyken seninle aynı odada oldukları için kim bilir nasıl heyecanlıdırlar. Onlarla fazla takılma. Neden mail adreslerine talimat yollamıyorsun ki? İlla onlarla yüz yüze mi konuşman gerekiyor?" 

Devrim inanamayarak, "Peri?" diye sordu. "Gerçekten mi?" 

"Tamam, tamam," Genç kadın onun ceketinin iki yakasından tuttu ve Devrim'i kendine çekti. Dudaklarına yumuşacık bir öpücük bırakıp geri çekildi. "Uslu dur Devrim Kuzgun." 

Sonra da kıvırta kıvırta kendi arabasına doğru yürüdü. Bugün üzerinde çok hoş duran kırmızı bir etek ceket takımı vardı. Ayağında ise yine ona çok yakışan beyaz bilek boyunda botlar vardı. Saçlarını kenardan ayırmış bir tarafta toplamıştı. Koluna taktığı beyaz mini çanta ve arabasında onu bekleyen beyaz kabanıyla muhteşem bir uyum oluşturmuştu. Bu onun işiydi ne de olsa ancak bu kadar dikkat ediyor olmasını Devrim çok takdir ediyordu. 

Şaşkınlıkla arkasından bakarken genç kadın arabasına bindi ve onun için kornaya bastıktan sonra evden ayrıldı. 

Devrim hayretle gülümserken, ablası Armağan'ın neşeli sesiyle kendine geldi. 

"Tam bir afet değil mi?" 

Genç adam başını sallayarak gülümsedi. "Bazen ona diyecek bir şey bulamıyorum."

"Eh amaç da bu zaten kardeşim. Sen onu sev yeter. O seni korur kollar." 

Devrim ablasına sahiden mi der gibi baktı. "Bu yeterli mi yani?" 

Armağan kapının ağzında durmuş sırıtarak Devrim'e bakıyordu. "Söz konusu Gamze olunca yeterli. Ne de olsa o bir Peri. Ne yaptığını, ne yapacağını da çok iyi biliyor."

Devrim bunu düşünürmüş gibi gülümsedi. Sonra onu bekleyen işleri olduğunu hatırladı ve kendine geldi. "Akşama biraz geç gelebiliriz abla haberin olsun," dedi. 

"Ne planladın?" 

Genç adam biraz utangaç bir sesle, "Onu lunaparka götürmeyi düşünmüştüm," dedi. "Yarım kalan bir gecemiz vardı. Onu tamamlamak için." 

Ablası bunu onaylıyor olacak ki yüzünde büyük bir gülümseme belirmişti. "Çok güzel! Peki hava? Yağmur yağabilir. Üşütmeyin sonra."

"Ben ayarlarım bir şeyler, sen merak etme. Hadi görüşürüz. Dikkat et kendine." Arabasına doğru yürüdü, ablasının arkasından, "Sen de dikkat et kendine," dediğini duydu. 

Genç adam birkaç adım atmıştı ki birden durdu, ikinci kez düşünmeden döndü ve ablasına doğru yürümeye başladı. Armağan merakla ona bakarken o eğildi ve ablasının alnından öptükten sonra hiçbir şey söylemeden yeniden arabasına yöneldi. 

Şimdi tam oldu diye düşündü gülümserken. 

GAMZE

Tam öğle vaktinde Devrim'in otelinden içeriye girerken çantamdan telefonumu çıkardım ve sevgili kocama otelin restoran bölümünde onu beklediğimi söyleyen bir mesaj attım. Öğle vaktine yetişmek için arabayı biraz hızlı kullanmış, bu yüzden de ceza yemiştim ancak nihayetinde burada olmanın sevinciyle çoktan kendimi toparlamıştım bile. 

Restoranın olduğu bölüme girerken derin bir nefes aldım ve ne kadar acıktığımı belli eden guruldamaları engellemek için elimi karnıma bastırdım. Sabah evde kahvaltı yapmış olmamıza rağmen moda evinde de o çok sevdiğim poğaçalardan götürmüştüm. 

Ancak çok çabuk acıkmıştım. 

Girişe en yakın boş masanın birine geçip oturdum. Çok hoş bir sahil manzarası olan camdan dışarıyı izlemeye koyuldum. Kabanımı çıkarıp sandalyemin arkasına astım ve menüyü incelemeye başladım. 

Masama yakın bir masada oturan, üç genç kızın neşeli sohbetlerine istemeden de olsa kulak misafiri oluyordum. Gezmek için bir araya gelmişler ve otelde bir haftalığına oda tutmuşlardı. Görmek istedikleri birçok yer vardı. Hepsi İstanbul'un büyüleyici bir şehir olduğunu söyleyip duruyordu. 

Onların hevesli anlatımlarını dinlerken birden birisi, "Ah şu yakışıklı adama bakın!" dediğini duydum. Bakışlarım hemen girişe çevrildi ve Devrim'in salondan içeriye girdiğini gördüm. Benim yakışıklı erkeğim sanki ağır çekimde arkada seksi bir müzik verilmiş gibi yürüyordu. Ağır adımlarla yürürken bakışları restoran salonunda gezindi. 

"Allah'ım sen neler yaratıyorsun böyle!" 

"Ağzının suyunu sil Sibel! Adamın parmağında yüzük var görmüyor musun?" 

"Ne yapabilirim? Çok yakışıklı! Şu vücuda baksana! Onu kapan kadın ne kadar şanslıdır şimdi." 

Göçüm!

Gözlerim seğiriyordu. Gerçekten de gözlerim seğiriyordu. Kendimi güçlükle tutuyordum yoksa dayanamayacak ve elimdeki menüyü hemen kızların kafasına geçirecektim. Devrim beni fark edip de adımlarını bana çevirirken derin derin nefesler almaya çalıştım. Ellerim titriyordu. Sinirden kudurmuş bir haldeydim ancak gülümsemeye çalışıyordum.

"Buraya geliyor! Aman Allah'ım, onu yakından göreceğiz." 

"Kızım azgın gibi ne yorumlar yapıp duruyorsun? Adam evli besbelli ki, önüne dön yemeğini ye." 

"Yemeğime odaklanamıyorum." 

Bu Sibel'i öldürmek istiyordum. Tam ağzımı açıp ona haddini bildirmek istemiştim ki Devrim'in yanıma geldiğini fark ettim. Sandalyemin başında durmuş yüzünde mutlu bir ifadeyle bana bakıyordu. Ayağa kalkıp ona sarılmadan önce o beni belimden kavradı ve dudaklarını alnıma bastırdı. Bununla yetinmeyerek başımı kaldırdım ve uzanıp dudaklarından öptüm onu. Bu hareketime şaşırmıştı ancak bozuntuya vermeden, "Hoşgeldin Peri." dedi. 

Kollarının arasına girerek ona sarıldım ve kokusunu içime çektim. "Hoş buldum." Devrim'in arkasından mosmor olmuş kızların yüzüne baktım ve son derece öfkeli, hırçın, kızgın ama zafer dolu bir yüz ifadesiyle ağzımı oynatarak, "O benim!" dedim. 

Kızlar hemen önlerine döndüler ve eşyalarını toplamaya başladılar. Devrim beni bırakıp yanımdaki sandalyeyi çekerken onların farkında bile değildi. Kızlar eşyalarını topladıktan sonra bana bakıp, "Özür dileriz," dediler ve kaçar gibi restorandan çıktılar. 

Devrim şaşkınlıkla bir onlara bir bana bakarken, "Ne oluyor Peri?" dedi. "Neden özür dilediler?" 

Gülümseyerek uzanıp yanağına bir öpücük kondurdum. "Boşver kocacığım, kadınsal meseleler." 

Hiçbir şey anlamamış gibi başını iki yana salladı ancak hemen sonra garsonlardan birine işaret vermiş bana ne yiyeceğimi soruyordu. Ona garson gelmeden önce, "Seni yesem olur mu?" diye sordum.

Bana öyle bir baktı ki elim ayağım birbirine dolandı ve masanın üzerinde duran su dolu bardağı devirdim. Neyseki su üzerimize dökülmeden önce tam zamanında engel olabilmiştim. Uzanıp önüme düşen saçımın bir tutamını kulağımın arkasına yerleştirdikten sonra eğildi ve yanağımdan öptü. 

Sonra da müthiş bir söz vererek beni sersemletti. "Daha sonra." 

Yaşasın! diye çığlık atmak istedim ama bir gün için bu kadar aksiyon yeterdi.

Daha yeni Daha eski

İletişim Formu