Peri ve Kuzgun 60. Bölüm



Bölüm 60 : Muhteşem Kadın

Devrim'i uğurlayıp da Armağan'ın yanına döndüğümde onu gözlerini silerken buldum. Salondan içeriye girdiğim anda gülümseyerek az önce ağlamış olduğunu saklamaya çalıştı ancak kızarmış gözleri bu çabasını boşa çıkarmıştı. Yanına gidip oturarak elini tuttum ve, "Neden ağlıyorsun?" diye sordum. "Bir şey mi oldu?" 

Başını iki yana salladı. "Sadece onun mutlu olduğunu görmek beni de mutlu etti. Bunun için sana ne kadar teşekkür etsem az Gamze. Biliyordum, en başından beri senin ona çok iyi geleceğini biliyordum. Benim canım kardeşim için mükemmel bir eş olacağını biliyordum."  Ben bir tepki veremeden yeniden gözyaşlarına boğuldu. Sonra hıçkırarak konuşmaya devam etti. 

Acısı gözlerinden okunuyordu. 

"O çok kötü durumdaydı Gamze. Bilemezsin...tahmin bile edemezsin. Çok kötü durumdaydı. Üstelik ben..bende onu hep yaraladım. Yaşadığım hayat yüzünden hayata küsmüştüm. Yaşamak istemiyordum. Ölmek ve sonsuza dek bu dünyadan kaybolmak istiyordum Gamze." 

Onun başına gelenleri düşününce içimin ezildiğini hissettim. Ancak o güçsüzken benim güçlü durmam gerekiyordu. O yüzden elini sıkı sıkı tuttum, bırakmadım. Bütün bunları anlatmanın onun için de zor olduğunu biliyordum. Dinlemesi bile bu kadar can yakıyorsa, kim bilir bunları yaşamak nasıldı. 

"Kaç kere denedim.." Yutkunarak bana baktı. "Kaç kere ölmeyi denedim. Hayatım çok zordu Gamze...ah..ah. İçimde koca bir ah olarak kaldı. Ailemi kaybetmiştim. Devrim'in hayatta olduğunu bile bilmiyordum. Beni alıp götürdüklerinde ona da ateş etmişlerdi. Onun da öldüğünü düşünmüştüm." 

Nefesi kesilince ayağa kalkıp sehpanın üzerindeki mutfaktan yeni getirdiğim sürahiden bardağa biraz su doldurdum ve Armağan'a getirdim. Kalbimin acıdığını hissediyordum. Ona bunları yaşatanların geberip gitmesini, ya da en ağır cezalara çarptırılmasını istiyordum. 

"Lütfen biraz su iç," diye fısıldadım ve bardağı ağzına götürdüm. Titreyen eliyle bardağı tuttu ve bir yudum su içti. Bardağı yeniden sehpanın üzerine koydum. 

"Yıllar sonra beni bulduğunda o kadar mutlu oldum ki. Beni bulunduğum bataklıktan alıp çıkardı. Bunu nasıl yaptı hiçbir zaman sormadım ona. Sadece beni oradan alıp çıkardı. Her şeyin farklı olacağını düşündüm. Artık kurtulmuştum." Yaşlı gözlerle bana baktı ve elini kaldırıp yanağımda dokundu. O gözyaşlarımı silene kadar ağladığımı fark etmemiştim. 

Hızlıca yaşları sildim ve onu dinlemeye devam ettim. Biliyordum, bunu anlatmaya bunu benimle paylaşmaya ihtiyacı vardı. 

Aslında Devrim'le konuşmaya daha çok ihtiyacı vardı ama onun da sırası gelecekti. 

"Kardeşim büyümüştü, çok yakışıklı olmuştu ve aynı zamanda oldukça zengindi de. Nasıl olduğunu hiç sormadım, yaşıyor olduğunu görmek benim için her şeyden önemliydi. Ama o hayattan çıktıktan sonra yapamadım. Devrim bana gözü gibi baktı. Hiçbir isteğimi ikiletmedi, beni bulduğu için o kadar mutluydu ki. Bir süre birbirimize tutunmaya çalıştık." 

Acı dolu gözleri önüne döndü ve yutkundu. "Sonra her şey üzerime gelmeye başladı. Yaşadığım o hayatı hak etmediğimi düşündüm. Bütün bunları," Eliyle etrafı gösterdi. "..bunları hak etmiyordum. Devrim'in yüzüne bile bakamıyordum. Beni hastaneye götürdü, muayenelerim yapıldı ve çocuk sahibi olamayacağım söylendi. Yeni bir hayat bana ağır geldi Gamze. Çok ağır geldi. O yüzden ..canıma kıymaya kalktım."

Yüreğim ezildi. Elini sıktım ve onun yaşadığı hayat için çok üzüldüm. Kim bilir başka hangi kadınlar bu durumdaydı? Pis bir zevk uğruna hayatı söndürülen kadınlar bu hayata mahkum edilmişti. 

"Devrim kendini kaybetti ama Gamze...anlaman gerek, ben etrafımda olup bitenlerden bihaberdim. Devrim'in halini görmüyordum. Bilmiyordum. Aklımda sadece ölmek vardı. Biliyorum..çok kötü.. çok onaylanmayan bir tutum ama böyleydi. Kurtuldum. Devrim kurtardı. Ama daha sonra yine denedim. Ve sonra bir daha."

Elini elimden çekti ve iki eliyle yüzünü tutup benden saklandı. Ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi bilemiyordum. İnsan böyle anlarda ne diyebilirdi ki? O kendisini yeterince suçlu hissediyordu. Çok acı çekmişti. Onun yaşadığı bir hayatı yaşamayan kimse, onun bu durumu hakkında yorum da yapamazdı. Onun için o kadar üzgündüm ki. Ve Devrim'in yaşamak zorunda kaldığı şeyler için. 

Hayat bir sınavdı. 

Kimin geçebileceği ise meçhuldü.

"Bir türlü ölmüyordum. Ölemiyordum. Bir şeyleri yanlış mı yapıyordum bilmiyorum ama beceremiyordum işte. Öldürmeyen Allah öldürmüyordu. Ama kararlıydım Gamze. Kararlıydım. Ölmeyi kafama koymuştum. O yüzden Devrim'in yoğun olduğu bir gün..." 

"Ne oldu?" diye sordum o konuşmayınca. Aslında biliyordum. Can yakıcıydı...hem de çok.

"Evin çatısına çıktım," dedi hıçkırarak sonra elini yeniden yüzüne kapatarak ağlamaya başladı. Dayanamadım ve ona sarıldım. Kollarımı etrafına doladım ve onu sıktım. Yaşadığı, yaşattığı acıyı tahmin bile edemezdim ama onun için çok zor olduğunu görebiliyordum. 

Hıçkırıklarının arasında, "Kendimi aşağıya bıraktım," dedi. "Devrim gelmişti ve beni gördü. Hastanede uyandım sonra. Yine ölmemiştim Gamze. Bir kez daha deneyeyim diye düşündüm. Kardeşimin perişan gözlerini gördüm sonra. Bana bakarken artık dayanamıyor gibiydi. Beni bulduğu halinden eser yoktu. Bir yara da ona ben açmıştım." 

Bütün bunları nefesi kesilerek, hıçkırarak, yutkunarak anlatıyordu. Benimse dinlemekten başka çarem yoktu. Devrim'in halini düşündükçe kahroluyordum. Benim güzel adamım neler yaşamıştı.

"İyileşmiş bir şekilde hastaneden çıktığımda Devrim bana resti çekti. Eğer ölmek istiyorsam birlikte ölecektik. Arabayı uçurumun kenarına kadar sürdü ve eğer hala ölmek istiyorsam arabayı uçurumdan aşağıya süreceğini söyledi. İlk kez o zaman fark ettim ne halde olduğunu Gamze. Nasıl perişan olduğunu, nasıl zor dayandığını, yorulduğunu...onun da ölmek istediğini anladım. Söz verdim o anda ona. Bir daha yapmayacağıma dair söz verdim. Bana inanmayı tercih etti ve ben de bir daha ölmeyi denemedim ancak görüyorsun işte, tekerlekli sandalyeye mahkum kaldım. Kendimi cezalandırmak için fizik tedaviyi de kabul etmedim."

"Ah Armağan," Saçlarını okşayarak onu teselli etmeye çalıştım. "Şimdi bütün bunlar geride kaldı. Artık mutlu olmanın zamanı. Lütfen kendini üzme." 

"Senin sayende Gamze," Birden ellerime yapıştı ve beni adeta sarstı. Yüzü minnet doluydu, bakışları da öyle. "Senin sayende. Sen hayatımıza girdiğinden beri her şey öyle güzelleşti ki. Kardeşimin bu hallerini görmek, onun iyi olduğunu, mutlu olduğunu bilmek o kadar güzel ki. İmkansızdı Gamze, imkansızdı...onu bu halde görmek imkansızdı. Kendini tamamen kapatmıştı." 

"Onu kazanmam zor oldu," diye fısıldadım. "Ama kazandım Armağan. İmkansız değildi, zordu. Bu hayat öyle garip ki, imkansız gibi gelen zor, zor gibi gelen imkansız olabiliyor. Ama artık bunları düşünme, lütfen. Devrim iyi..sen iyisin. Kardeşin seni çok seviyor."

"Biliyorum," diye hıçkırdı. "Ama bana karşı mesafeli. Bunu ona ben yaptım."

"Hayır, hayır böyle düşünme. O seni çok seviyor. Sana karşı mesafeli değil, sadece nasıl yakınlık göstereceğini bilmiyor. Ben ona öğretiyorum," Duygulandığım için sesim kısıldı. Konuşmak öyle zordu ki. "Ben ona öğretiyorum Armağan. İnan bana sen de yapabilirsin. Onun sevgiye, ilgiye çok ihtiyacı var. Senin tedaviye başlaman onu çok mutlu etti. Eskisi gibi yeniden yürüyebileceksin ve bu onu çok daha mutlu edecek inan bana."

Yüzünde bir tebessüm oluştu. 

"Sana bir haberim var Gamze," diye mırıldandı çekinerek. 

"Nedir?" Nabzım birden hızlanmıştı.

"Bunu henüz Devrim'e söyleyemem...biraz erken ..ama senin bilmeni istiyorum." Elinin tersiyle gözyaşlarını sildi ve umutla bana baktı. 

"Tabiki. Bana her şeyi söyleyebilirsin." 

Başını salladı ve minnetle bana baktı. "Biliyorum. Biliyorum. İyi ki varsın. İyi ki hayatımıza girdin Peri. İyi ki." Kollarını uzatınca ben de uzandım ve ona sarıldım. İnsanın birilerinin hayatına merhem olduğunu bilmek o kadar iyi hissettiriyordu ki. Birileri için iyi olabilmek, onlara iyi gelebilmek. 

İşte şimdi neden bu yaşıma kadar evlenmediğimi biliyordum. Sadece Devrim için değildi bekleyişim, Armağan için de beklemiştim. Onların hayatına girip onlara iyi gelebilmek için beklemiştim. Kendimi övmüyordum, bu durumdan kendime pay çıkarmak da istemiyordum ama durum böyleydi. Sevmeyi unutmuş, severken canı yanmış iki insana korkmamaları gerektiğini öğretiyordum. Ve bunu onları severek yapıyordum. 

"Her şey yoluna girecek merak etme. Girdi bile." diye fısıldadım. 

Beni bıraktı ve gülümsedi. Ağlamaktan kızarmış yüzü buna rağmen çok güzeldi. Onun da aşık olmasını ve evlenmesini çok isterdim. Çocuk sahibi olamayacağını bilmiyordum, oysa onun evlenip çocuk sahibi olmak istediğini duymuştum. Yoksa tedavisi mümkün müydü?

"Biliyorum. Bundan şüphem yok...her şey yoluna girecek." 

"Bana söylemek istediğin şey ne peki?" 

Utangaç bir gülümseme ile, "Evleniyorum." dediğinde yüzümün aldığı şekli ancak hayal edebilirdim. Bana ne söyleyeceği hakkında bir tahminim olsa bile bunu kesinlikle tahmin edemezdim.

Şaşkınlıkla, "Ne dedin sen?" diye sordum. 

Evlenecek miydi? 

Kiminle?

Ne zaman? Nasıl? O kadar heyecanlanmıştım ki bir an önce konuşması için onu tutup sarsabilirdim. 

"Doğru duydun Gamze.." Ellerini birbirine kenetledi ve mutlu bir ışıltıyla bana baktı. "Evleniyorum." 

"İyi de kiminle?" diye ağzımdan kaçırdım. Onun biraz çekindiğinin farkındaydım ama ben aşk kadınıydım. Böyle hikayelerin ucunu yakaladığım zaman gerisini asla bırakmazdım. Bütün detayları öğrenmek için çırpınıyordum. 

"Bundan henüz Devrim'in haberi yok biliyorsun," diye uyardığında tek kaşımı kaldırarak, "Devrim'in tanıdığı birisi mi?" diye sordum.

Başını salladı. "Dinçer." 

Ağzım bir balığın ağzı gibi açılıp kapanıyordu. 

"Devrim'in arkadaşı Dinçer? Hani tıpkı kendisi gibi soğuk nevale olan? Bu nasıl oldu? Ne zaman?"

O kadar şaşırmıştım ki aslında. Tahmin etmeliydim de çünkü son zamanlarda Devrim'in etrafında sürekli Dinçer vardı ve o adam aynı zamanda Armağan ile de ilgilenmişti bir ara. 

"Sizin Devrim ile dans ettiğiniz gece var ya? Bana saldırmışlardı hani?"

Hatırlamak istemediğim bir ayrıntıydı. O gece Devrim ile yaptığım danstan çok Armağan'ın başına gelenler akılda kalmıştı. Ona iyi ki bir şey olmamıştı. Devrim'in nasıl öfkelendiğini, nasıl korktuğunu çıplak gözle gördüğüm ilk seferdi. 

Hatırladığımı belli ederek başımı salladım. 

"O akşam seni Devrim'in yanına göndermiştim..rica etmiştim senden, onu durdurman için. Devrim ise beni Dinçer'e emanet etmişti. O gün bir şey olmadı tabi ama o günden beri sürekli karşılaşıyoruz. Fizik tedaviye başlamadan önce hayatımda kimseyi istemiyordum ama doktora gidip muayene olduktan sonra tedavinin işe yarayabileceğini öğrenince kendime bir hayat kurmak istedim Gamze."

"Bu senin en doğal hakkın Armağan. En doğal hakkın."

"Dinçer de benim yaşımda biliyorsun. Bana duygularını açan ilk o oldu. Benden hoşlandığını söyledi. Flört edecek yaşta değiliz Gamze..etsek bile bilemiyorum, kendimi birçok şeye geç kalmış gibi hissediyorum. Belki bu yüzden o bana evlenme teklifi ettiğinde şaşırmadım. Beklemek istemediğini söyledi, birbirimizi evliyken tanımamızı söyledi. Düşününce mantıklı geldi. Ben de kabul ettim."

"Bu harika bir haber," diye mırıldandım sevgiyle. "Gerçekten Armağan, bu çok güzel bir haber. Devrim de sevinecektir eminim çünkü Dinçer onun yakın arkadaşlarından birisi." 

"Bilemiyorum Gamze.. belki ilişkimizi onaylamaz. Onun istemediği bir şeyi yapmak istemem. O benim canım."

Kardeşine duyduğu sevgi öyle güzeldi ki. 

Ama şimdi Devrim de sevilmeyecek adam değildi. 

"İstersen ona bunu ben söyleyebilirim?" 

"Bunu benim için yapar mısın?" diye sordu. 

"Tabiki yaparım..ama bunu ona senin söylemeni tercih ederim Armağan. Senin onunla konuşmanı isterim. Çünkü o bunu yapamayacak kadar çekingen. Eğer sen konuşursan onun da açılacağını düşünüyorum."

"Öyle mi diyorsun?" Kaşlarını çattı. "Onunla birçok kez konuşmak istedim ama her defasında ben nasıl olduğunu anlayamadan konuşmanın seyrini değiştirirdi. Benden uzaklaşırdı ve bu hep canımı yakardı Gamze. Yine böyle bir şeyin olmasına dayanamam."

"Öyle bir şey olmayacak. İnan bana. Eğer istersen bu akşam konuşabilirsin onunla? Ne diyorsun?" 

Başını iki yana salladı. "Hayır, hayır. Bu akşam olmaz. Bu akşam Dinçer ile yemeğe çıkacağız ama onun öncesinde sizin baş başa kalmanızı istiyorum Gamze." 

"Kendini fazlalık olarak hissetmiyorsun değil mi?"  diye sordum ona çünkü yüzünden geçip giden o bir anlık ifadeyi böyle yorumlandırmıştım. 

"Hayır tabiki öyle hissetmiyorum ama yeni evli bir çiftin kendine ait bir evi olmalı. Muhtemelen kardeşim kendini rahat hissetmeyecektir. Yanınızda ben varken nasıl rahat olabilirsiniz ki?" 

Şoke olarak ona baktığımda hemen ellerimi tuttu. "Beni yanlış anlamanı istemiyorum Gamze." 

"Lütfen, lütfen böyle hissetme. Devrim ile ben senin de bizimle kalmanı istiyoruz. Kendini böyle meşgul etmene gerek yok Armağan. Burası senin evin. Buraya sonradan gelen benim, lütfen kendini böyle fazlalık olarak görüp de beni üzme. Lütfen. Ben seninle yaşamak isterim. Hem biz baş başa kalmak istersek yukarısı bizim için yeterli." 

"O kadar iyisin ki..." diye fısıldadı. "O kadar iyisin ki. Devrim'in seninle evlenmesine gerçekten çok seviniyorum bu yüzden." 

Böyle şeyler söyledikçe utanmam normal miydi? "Teşekkür ederim..ama lütfen evlenmeden bir yere gitmeye kalkma. Söz ver bana." 

"Tamam, söz veriyorum." Bana gülümsedi ve bir kez daha kollarını açtığında kollarının arasına sığındım. Muhteşemdi, tıpkı kardeşi gibi. Ve aşık olmuştu. O da mutluluğu yakalamıştı. Geç de olsa hayat sonunda onların da yüzüne gülmüştü. 

*

Devrim akşamın sekizinde elinde anahtarla evinin kapısını açmak üzereydi ki o daha kilide elini götürmeden kapı kendiliğinden açılıverdi. Hemen ardında güzeller güzeli bir kadın yoğun bir aşkla kendisine bakıyordu. 

Genç adam onu gördüğü anda bütün sinirlerinin boşaldığını, kaskatı olmuş bedeninin gevşediğini hissetti. Evden ayrılıp otele gittiğinde uğraştığı onca işin yanı sıra Dinçer ona yeni bir haber de vermişti. 

Uzun zamandır takibini sürdüğü tatil köyü projesi nihayet ihaleye sunulmuştu ve Devrim özellikle beklediği kişinin ihaleye katıldığını öğrenmişti. Her şey planladığı gibi giderse tatil köyü projesi ihalesini kendisi kazanacak ve o projeyi özellikle almak isteyen izini uzun zamandır sürdüğü ancak bir türlü ucunu yakalayamadığı ailesinin sebebi olan adam avucunun içine düşecekti.

Devrim Gamze ile tanışana kadar Abdal ve adamlarını bulduğunda onu öldürmenin çeşitli yollarını düşünmüştü, ancak Gamze hayatına girdiği andan itibaren vermesi gereken farklı bir karar olmuştu. 

Onu öldürmeyecekti. Hayır. Fakat ölümden beter edebilecek, özgürlüğünü elinden alacaktı. Sadece çok dikkatli ve çok disiplinli davranması gerekiyordu. Eğer o yakalanır ve adalete teslim edilirse Devrim işte o zaman intikamını almış olacaktı. 

Abdal tek başına bir kişi değildi, o büyük bir çetenin başıydı. Ve bu çete gelirini uyuşturuculardan, kadın pazarlamalarından akla gelebilecek her türlü iğrenç yollardan sağlıyordu. Devrim eğer o çeteyi düşürebilirse, yıllardır bunun için yaşıyordu çok güçlü bağlantılar da oluşturmuştu, milyonlarca insanın hayatı kurtarılabilirdi. 

Çakal ona bir statü, bir hedef kazandırmıştı. Adamları önüne koymuştu. Devrim ise o günün gelmesini beklemişti. Her şey bu kadar yavaş ilerlerken hayatına aniden giren ve onu darmadağın eden kadın işte kapıyı ona açmış ve ışıl ışıl bir özlemle kendisine bakıyordu.

Devrim onu korumak için her şeyi yapardı. Gamze farkında olmayacaktı ama bu günden sonra onu takip eden, onu koruyup kollayan bir koruma Gamze'nin daima yanında olacaktı. Onun ve ablasının bu durumdan haberi olmayacaktı. Onları korkutmak istemiyordu. Bir kez daha ailesini kaybetmeye dayanamazdı. 

"Nerede kaldın?" diyerek hesap soran kadına doğru bir adım attı. Gamze onu yarı yolda karşıladı ve birden kendini genç adama çarpıp kollarını boynuna dolayınca Devrim şaşırdı. Hareketlerinde bir şeyler vardı, farklı bir şeyler. Bunu kalbinde hissedebiliyordu. Gamze ona sıkı sıkı sarıldı ve dudaklarını genç adamın boynuna bastırdı. "Özledim." 

Devrim  de ne kadar özlediğini şimdi fark ediyordu. Önce onun o güzel kokusu burun deliklerine doldu. Saçlarının yumuşak dokusuna yüzünü bastırdı ve o da ona sarıldı. Hiç böyle bir yaşama sahip olacağını düşünmemişti. Nasıl düşünebilirdi ki?

Bu eve gelip de anahtarı her kapının kilidine soktuğunda kapı kendiliğinden açılmamıştı. Ablası çok nadiren ona kapıyı açardı. Oysa şimdi evde onu bekleyen, onun yolunu gözleyen ve o gelmedikçe onu özleyen bir kadın vardı. Ona karşı sorumluydu. Eve artık erken gelmesi gerekiyordu. Gecelere, hatta sabahlara kadar iş yerinde kalmak gibi bir lüksü yoktu artık. Eğer öyle bir şey olursa Gamze'nin de onunla birlikte geleceğini biliyordu. İlişkilerinde en cesur, en deli dolu taraf Gamze'ydi. Bir anlık kavuşma için bütün köprüleri yakabilirdi. 

Ama hissettirdikleri de göz ardı edilemezdi. Şu an bütün vücudunu müthiş bir şekilde uyuşturan sevgi seline kapılmış durumdaydı. Bu küçücük kadın yüreğindeki bütün coşkuyla onu kucaklıyordu. 

Gerçekten özlemişti. 

"İki saat demiştin," diyerek Devrim'i suçladı.  

Devrim geri çekildi ancak onu bırakmadı. Elini tutup içeriye çekti ve kapıyı usulca kapattı. Gamze'nin küskünce büzülmüş dudaklarını kendine çekti ve dayanamayarak onları öptü. Onu öpmek artık bir rutin haline gelmişti. Onu rutin haline getiren de kendisiydi ve buna halen şaşırıyordu. O dudakları öptüğü zaman hissettiği inanılmaz duyguya esir olmuştu. Bağımlısı gibiydi sanki. Tamamlandığını hissediyordu. 

Öpücükleri başladığı gibi hızla bitti ancak Gamze sersemlemişti bile. Ellerini genç adamın göğsüne koydu, Devrim'in bir kolu da onun beline dolanmıştı. "Neden bu kadar geciktin?" diye sordu bir kez daha. 

Devrim eğildi ve onu alnından öptü. "İşlerim uzadı Peri. Özür dilerim. Ablam yok mu?" 

Gamze gülümseyerek, "Hayır yok," dedi. "Bir arkadaşı ile akşam yemeği yiyeceklermiş." 

Genç adam kaşlarını çattı. "Arkadaş? Hangi arkadaş? İsmini söyledi mi?" Onun kendisine haber vermeden dışarıya çıkmış olmasından hoşlanmamıştı. 

"Hayır ismini vermedi ama endişelenecek bir durum yok. Güvenilir birisi olmasa gitmezdi."

Birlikte içeriye geçtiler. "Bu saate kadar aç kalmadın inşallah?" 

Devrim sessiz kaldı. 

Gamze ona inanamayarak baktı. "Sana ne desem bilmiyorum Devrim Kuzgun. Çabuk yukarıya çıkıyor ve üzerini değiştirip geliyorsun. Ben de masayı hazırlıyorum." 

"Patronluk mu taslıyorsun?" diye sordu genç adam ve onun yüzünden geçen birbirinden farklı duygu değişimlerini büyülenerek izledi. Önce şaşkınlık, sonra mutluluk, sonra arzu. Aşkı söylemeye gerek bile yoktu. 

"Ne oldu? Memnun olamadınız mı?" diyerek parmak uçlarında yükseldi ve kollarını genç adamın boynuna atarak göğsünü göğsüne yasladı. 

Devrim memnun olmuştu. Hem de çok. Kolunu onun beline dolayarak sertçe göğsüne çekti ve Gamze'nin aldığı soluğu titreyerek bırakmasını izledi. Devrim etraftayken onun peşinde gezen birçok kadın olmuştu. Ona böyle arzuyla bakanlar, onu uzun uzun süzenler, ilgilerini açık açık ifade edenler bile olmuştu. Ama hiçbiri onu Gamze'nin etkilediği gibi etkilememişti. Bu kadın kesinlikle bir Peri'ydi. Muhteşem bir kadın, muhteşem bir Peri. 

"Aklından ne geçiyor çok merak ediyorum," diye fısıldadı Gamze. 

Devrim ona hangi birisini söyleseydi? Bugün özellikle gergindi ama onu gördüğü anda bütün gerginliği yok olmuştu. Sadece ona sarılmak ve onu öpmek istiyordu. Tercihen başka şeyler de yapabilirlerdi. 

"Konuşmayacak mısınız beyefendi? Öylece yüzüme aşık aşık bakmaya devam mı edeceksiniz?" Küçük cadı ona sataşıyordu. 

"Biliyorsun," burnunu onun burnuna sürttü. Heyecanlı nefes alışverişleri genç adamı da tetikliyordu. "..sana bakmayı seviyorum." 

Gerçekten de öyleydi. Ona bakmayı seviyordu. Saatlerce izleyebilirdi onu. O kadar büyüleyici bir kadındı ki. Sadece güzel olduğu için değil, o olduğu için öyleydi. Güzelliğin sadece bir kabuktan ibaret olduğunu biliyordu Devrim. Gelip geçiciydi. Asıl sahici olan Gamze'nin kendisiydi. O müthiş karakteri, içindeki sonsuz iyilik, akıl almaz cesurluluğu her şeyin en başında geliyordu.

Devrim bir keresinde ablası Armağan'a, onu sevecek bir kadın evlenmek için yeterli olur demişti. Haklı da çıkmıştı. Gamze, Armağan'ı çok seviyordu. Bunu gözlerinde görebiliyordu onun. Ve bunun için ona minnettardı. Ablasını kabul edemeyen bir kadınla hayatta birlikte olamazdı.

"Ben de sana bakmayı seviyorum," derken yanakları kızarıyordu Gamze'nin. 

Devrim onun burnunun ucunu öperken, "Hım.." diye mırıldandı. 

Genç kadın hızlı hızlı nefes alırken, "Hı-hı," diye onayladı. 

"Bir duş almam lazım," dedi adam. 

"Ben sırtını yıkarım." Fazla hevesli görünmüştü ama o bu haliyle o kadar tatlıydı ki. Devrim dayanamayarak eğildi ve onu öptü. Gamze bu öpücüğü beklemediği için kollarının arasında sendeledi ancak hemen sonra ona sıkıca tutundu. Bu öpücükler çok fazla zevk  veriyordu. Ayrıca bir çiftin paylaşabileceği en özel en anlamlı anlardan birisiydi.

Devrim geri çekilirken onun elini tuttu ve ışıkları kapatarak yukarıya çıktı. Gamze de peşinden geliyordu. Devrim kıyafetlerini bile ayarlamadan doğrudan yatak odalarındaki banyoya girdi ve Gamze'yi de içeriye çekti. 

Genç kadın heyecanla kapıyı kapatırken Devrim çoktan onun kazağına uzanmıştı bile. Bir çırpıda kazağını çıkarıp kirli sepete attı. Gamze üzerinde mavi dantelli bir straplez sütyenle kalakalmıştı. Onun da elleri Devrim'in takım elbisesinin ceketine kaydı. Ceketi adamın kollarından sıyırıp kirli sepete atarken titreyen elleri gömleğin düğmelerini buldu. Onları tek tek açarken Devrim eğildi ve onun yarı aralık ağzını yakalayarak tutkulu bir şekilde öptü. 

Genç kadının nefesi kesilmişti. Bir an için öpücüğün etkisine kapılıp gömleğin düğmelerini çözmeyi unuttu ve sonra kendine geldiğinde onları neredeyse yırtmak istercesine çekiştirerek pantolonundan kurtardı. 

Genç adamın elleri ise onun beline kaymıştı. İri elleri onun narin teninde gezinerek yukarıya çıktı ve kopçayı açarak onu serbest bıraktı. Sütyen aradan çekilip atılırken Devrim'in gömleği de çıkmıştı bile. 

Birbirlerine sarıldılar hemen. Sıcaklıkları birbirine karıştı ve Gamze titreyerek iç çekti. Dudakları öpülmek için yukarıya doğru uzanınca Devrim ezercesine o dudaklara yapıştı ve hemen sonrasında Gamze'yi belinden kavramış banyo dolabının yanındaki duvara yapıştırmıştı. 

Gamze duvarın soğukluğunu hissedince derin bir soluk aldı. Devrim'in hassasiyet dolu öpücüğünden bir an için sıyrıldı ve ona daha çok sokuldu. Devrim ise onun pantolonuyla uğraşıyordu. Fermuarını indirir indirmez eğildi ve pantolon genç kadının güzel bacaklarından aşağıya kayarak bedeninden ayrılmış oldu. 

Nihayet ikisi de tamamen soyunduğunda Devrim onu kendisine çekti ve üşümesin diye ellerini nazikçe bedeninde gezdirdi. Ancak ne Gamze ne de Devrim soğuk havanın farkındaydı. Ateş bir kez daha bedenlerini esir almıştı. Birlikte geniş duş kabinin içine girerlerken Gamze ona arkasından sarıldı ve sırtını öptü. Kollarını genç adama doladı ve dudaklarını sırtındaki kurşun izlerine bastırdı.

O yumuşak dudaklarını Devrim'in yaralarının üzerinde gezdirdikçe Devrim'in içi titriyordu. O sırtını öperken genç adam sıcak suyu açtı ve düşük dereceye ayarladı. Yine de duş kabinin içi hemen buhar dumanlarıyla kaplanmıştı. 

Bedenine dolanan elleri nazikçe tuttu ve o kolların arasında dönerek Peri'yle yüz yüze geldi. Yüzüne, bedenine vuran su damlalarının altında o kadar güzel görünüyordu ki. Hiçbir zaman doyamayacaktı. 

"Seni seviyorum Peri," diye fısıldadı onu belinden tutup bedenine çekerken. Eğildi ve onun yanağını öptü. Biriyle bu derece bir yakınlık kuracağını hiç düşünmezdi. İşte şimdi çırılçıplak bir şekilde birbirlerine sarılmışlardı ve bunda yanlış olan hiçbir şey yoktu. 

Gamze'nin gözleri duyduğu bu itirafla aydınlandı ve gülümseyerek başını çevirip Devrim'in dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdu. "Ben de seni," dedi tatlı bir mırıltıyla. 

Bu kadarı ona yeterdi. Tatlı bir öpücük yerini tutkulu, ateşli ve bitmek bilmeyen hamlelerle dolu bir savaşa çevirmişti. Daha fazla, daha fazla diye düşünürken birbirlerine dolandılar. Sıcak su üzerlerine akıyor onları sırılsıklam ediyordu ancak bunun farkında değillerdi. 

Devrim genç kadının dudaklarını bıraktı ve onu hızlıca çevirip sırtını kendi göğsüne yasladı. Kolunu genç kadının göğüslerinin altından doladı ve yüzünü onun ensesine bastırmadan önce ıslak saçlarını kenara çekti. Öpücükleri omuzlarının kıvrımlarında gezindi. Gamze başını geriye atmış, kollarının arasında tutsak edilmiş bir haldeydi. Devrim ise ona doyamıyordu. Bu bir arzu halinden çok bir ihtiyaçtı sanki. Ona dokunmalı, onu sevmeli, onu sahiplenmeliydi. Onu kendinin yapmalıydı. Bugün yaşadığı gergin anlardan sonra buna gerçekten çok ihtiyacı vardı. Onu bütün benliğinde hissetmeye, kollarının arasında canlı kanlı tutmaya ihtiyacı vardı.

Ona bir şey olmasına asla izin vermezdi. Asla. 

"Seni seviyorum," diye fısıldadı bir kez daha. Narin omuzlarını dişleyerek genç kadının inlemesini sağladı. İçindeki ilkel dürtüye güçlükle engel oluyordu. Ona çok daha fena şeyler yapmak istiyordu. Çok, çok daha fena şeyler. Ancak şimdi değil. 

Gamze'yi hafifçe ayaklarının üzerine kaldırdı ve hemen ardından onun sıcaklığına gömüldü. İkisi de bu birleşme sonrasında aşkla inledi. Gamze'nin tırnakları göğüslerini saran kola battı. Aşkla tutkuyla kendisini saran adamı sarıp sarmaladı. 

Bu öylesine ilkel, öylesine ihtiyaç dolu bir birleşmeydi ki ikisi de anında rahatladı. Bedenleri müthiş bir şekilde titrerken sesli sesli nefes alıp verdiler. Tükenmiş bir şekilde yere çöktüler. Devrim sırtını duş kabinin duvarına yasladı, Gamze'yi de kollarının arasına çekti ve yüzünü onun güzel boynuna gömerek onu sıkı sıkı sarıldı. 

Bu muhteşem kadını kaybederse, hayatı bir daha asla eskisi gibi olmazdı. Hatta bir hayatının olabileceğini bile sanmıyordu. 

Genç kadın kollarının arasında hala titrerken, neşeli, boğuk bir sesle, "Ah, harikaydı!" diye konuştu. 

Devrim ise onun boynuna doğru gülümsedi. Bu kadın onun sonu olacaktı. 

Daha yeni Daha eski

İletişim Formu