Yağmuru Sever misiniz? Kış Gelince İşte Ben Böyleyim

Yağmur

Yağmuru sever misiniz? Genelde çoğu insan soğuktan, ıslanmaktan hoşlanmaz, bu nedenle de yağmuru pek sevmez. Yağmur havasının kasvetli, karamsar duyguları tetiklediğini düşünürler. Aydınlık olmayan bir günden olumlu gelişmeler beklemezler. Kapalı, bulutlu havanın iç sıktığına inanırlar. Saygı duyuyorum elbette ancak ben asla buna inanmadım. Eğer karamsar olmaya meyilliyseniz yağmurlu havalar insan için bahane olabilir yalnızca. Ben yağmuru çok severim. Yağmur yağsa da ferahlasam diye dua ettiğim zamanlar çok olmuştur. Yağmur bana iyi gelir.

Çoğu insanın aksine yağmurlu havaların iç kararttığını, insanı kasvetli bir ruh haline soktuğunu, karamsar duyguları tetiklediğini düşünmem. Yağmur yağdığı zaman bende bunların tam tersi olur. Eğer karamsar duygular içerisindeysem göğsümün sıkışıklığı hafifler, eğer kasvetli duygular sarmışsa dört bir yanımı ve pustan önümü göremiyorsam, yağmur o pusu yok eder, eğer içim sıkılmışsa, yağmur yağdığında huzura kavuşurum.

Bunda Akdeniz'de yaşıyor olmamın da payı olabilir elbette. Akdeniz'de kışlar bile ılık geçer, pek fazla yağmur yağmaz, yalnızca soğuk geceler, soğuk ve güneşli günler vardır. Ömrümde yalnızca 5 yaşındayken yağan bir kar gördüm. Babam, annem ve ben dışarıya bir tepsi koymuş, biriken kara pekmez döküp yemiştik. Kalan karlarla da üst katta oturan dayımın evini kar topu yağmuruna tutmuştuk, bu anı bütün canlılığı ile zihnimin köşesinde durur.

Bir keresinde ise ailecek Adana/Pozantı yaylasına gitmiştik, kar görmeye. Ancak biz vardığımızda kar yağmıyordu fakat bütün arabalar kara gömülmüştü. Kar yağmasa da, yağmış ve küçük dağlar oluşturmuş kar birikintileri görmek mutlu etmişti beni. Et vb. yemediğim için o gün, o geziden eve aç dönmüştüm, bizimkiler ise odunlu soba ile ısınan minik bir restoranda taze pişmiş kebap yemişler, bana da, "Sen ağzının tadını ne bilirsin?" demişlerdi. :)

Daha sonra dışarıdaki kar soğuğunun o taze havasına karşın, odunlu sobanın etrafında oturup sıcak çay içmiştik. O güne ait fotoğraflar çok kıymetli. Hele birinde babamın kendi fotoğrafını çektiğini fark etmeden ona yanaşırken, yanlışlıkla kadrajda ben de çıkmıştım, ama çok doğal bir fotoğraf olmuştu. Acaba o fotoğraf nerede şimdi? Acaba Instagram'da paylaştım mı? Kontrol etmeliyim...

Yağmurda Yürüyen İnsanlar

Velhasıl kelam, Akdeniz kızı olmak böyle bir durum. Elbette Akdeniz'in fazla yağış alan yerlerinde yaşıyor iseniz durum başka ama sıcaklığı ile meşhur bir ilinde yaşıyor iseniz durum daha da başka. Yağmurlu günleri özletiyor insana bu şehir bazen.

Özellikle iklimler yavaş yavaş değişirken, şu günlerde, yağmur yeni yağdı buralara. Kışın ne ara geldiğini anlayamadan tekrar yaza merhaba diyoruz biz. Kış aylarının her günü neredeyse güneşli ve açık oluyor. Dondurucu kuru soğuk dışında pek yağmur yağmıyor, desem haksız sayılmam aslında. Bu yüzden yağmur yağdığında o kadar mutlu oluyorum ki, tarifi belki de imkansız.

Beklemekten yorulduğum bir anda yağmur yağınca bu yüzden, oh be! dedim. O kadar ihtiyacım vardı ki, çok ama çok iyi geldi. Kafamın uyuştuğunu, kalbimin ferahladığını hissettim. Gece boyunca durmadı yağmur, acısını çıkarırcasına yağdı tertemiz. Dünyadaki kirleri örtmek bu kadar kolay değil elbette ama, hiç değilse bir katman eritti biraz. Kendime kahve yaparak (büyük kupaya, fındıklı kahve) dışarıda oturdum ve yağan yağmuru izledim akşam. Tam da zamanında geldi sanki...

Üşüdüm çok üşüdüm elbette. Kış ayları burada bile hissediliyor artık ve kış aylarında ayaklarım ve ellerim hep soğuk olur benim. Çorap giymeyi pek sevmem ama mecburen giyiyorum, bazen iki çorap giydiğim de olabiliyor. Namaz kılan bir insansanız günde ayaklarınızı hep yıkamanız gerekiyor ve ben giydiğim çorabı çıkardığım an bir daha giyemiyorum, o yüzden kış ayı benim için çorap mevsimi olarak adlandırılabilir çünkü günde en az beş kere falan çorap değiştiriyorumdur. :) Annem ayağımda çorap görmediği zaman çok kızıyor, ben de ona sürekli, "Bütün çoraplarım kirli sepetinde." diyorum. :) O da bana, "Allah buldurmasın!" diyor daha çok kızıyor, hem çorapların çokluğundan hem de çorap takıntım yüzünden. :) Sevgili annem.

Elektriklenme

Şu sıralar her yere, herkese elektrik saçıyorum. Bu zaman zaman bana olan bir durumdur, yaz kış fark etmez. Dokunduğum her yeri elektrik gibi çarpıyorum. Biri bana dokunduğu zaman havada statik elektrikler uçuşuyor. Geçen gün uyurken üzerime polar almıştım, poları kaldırınca havada büyük bir ışık parlaması oldu, saçlarım açıktı, bonus gibi kabardı. Elektriğin sesini duydum resmen ve gözlerim kamaştı birkaç saniye boyunca. Kardeşim büyücü olup olmadığımı sorgulamaya başladı, ona göre inancımla gelen bir özellikmiş bu, bazen bana takılır, abla bizi de cennete götür diye. Ah ah.

Statik elektrik yüklüyüm galiba, ben de çözemedim ancak rahatsız edici bir durum aslında. Yine geçtiğimiz günlerde kedi dostlarımdan birisine elimi uzattım sevmek için, o da elimi koklamak için burnunu uzattı ve anında elektrik çarptı hayvanı, beni de aynı şekilde. İkimiz de korktuk. Artık onlara dokunmadan önce elimi test ediyorum. Dokunduğum her yeri çarpıyorum tövbe tövbe. :) Toprağa ayaklarımı koyup beklesem de faydası dokunmadı ancak yine de toprakla uğraşmaya devam ediyorum.

Yine de kışı seviyorum. Yorganın sıcaklığını, çorapların ayaklarımı gıdıklayışını, kış filmleri izlemeyi, sıcak salep içmeyi, daha fazla yağmur görebilmeyi, sabah namaza kalktığımda buz gibi suyla abdest almayı tir tir titreyerek, toprağın yağmurla buluştuğunda verdiği kokuyu, doğanın teşekkür eder gibi gökyüzüne sunduğu temiz havayı, bütün canlıların yaşam kaynağı olan suyun tükenmeden yağıyor oluşunu... Bütün bunları seviyorum. Su o kadar önemli ki insan için. Yağmur yağdığında lanetler yağdıran insanlar bunun asla farkında değiller. Ne zaman olacaklar? onu da bilemiyorum.

Umarım bir gün içecek su aramayız yana yakıla ve o zamanlar da, nerede bu yağmurlar? demeyiz bir zamanlar yağmura lanetler edildiği için duyulan pişmanlıkla. Yağmur berekettir, huzurdur. Bunu görebilmek gerekir. Yağmuru yalnızca "ıslanmak" olarak göremezsiniz.

Önemli bir işim var ise, bir yere gitmem gerekiyor ise elbette ben de ıslanmak istemem ama inanın yağmur her yağdığında ıslanmak için mutlaka altına girerim. Genellikle şemsiye taşımam, taşıdığım zaman da pek kullanmam. Beni tanıyan arkadaş, aile vb. hiç fark etmez, yağmurla ilgili bir durum olduğunda bana mesaj atarlar. "Sen yağmuru seviyorsun." cümlesi kurarlar sonra da. Hiç olmadık kişiler bile bu cümleyi kurduğunda şaşırırım, o kadar mı belli etmişim? derim kendi içimde. :)

Hiç unutmam, bir keresinde öyle çok kızmıştım ki birisine, bardaktan boşalırcasına sert sağanak bir yağmurun altında uzun uzun yürümüştüm. Hatta o yağmur yaşadığım şehirde sellere neden olmuştu ki bizim burada sel vb. gibi durumların görülmesi neredeyse imkansızdır. Sahil kesimleri hep su altında kalmıştı. O yağmurda deli gibi yürüdüm belki yarım saat belki de daha fazla bilemiyorum eve geldiğimde sırılsıklam olmuştum. Ama nasıl iyi gelmişti, nasıl iyi gelmişti... Böyle de bir deliyim işte.

Yağmur ve Kitap

Ve elbette dışarıda kalan canlılar için kış ayları iyi geçmeyebiliyor. Havyanlar sıcak, ısınacak bir yer bulma arayışı içerisine giriyorlar. Bunun için şu an yeni doğmuş 6 minik kedi yavrusuna yuva yaptım. Hepsi bir arada uyurken üstlerini de örtüyorum mırıl mırıl mırıldanıyorlar sevgiyle. Sabah da kontrol ettiğimde, onları akşam bıraktığım gibi buluyorum. Onlar rahatsa, mutluysa ben de rahat ve mutluyum.

Geçtiğimiz aylarda 6 yavru kedi doğdu, baktım büyüttüm ve şu an ikisi yanımda kaldı, diğerleri kendilerine dışarıda yuvalar bularak gittiler. Şimdi ise yeni 6 yavru kedi var, sıra onlarda. Onların bilerek bana gönderildiklerini düşünüyorum, bunun için de müteşekkirim.

Biliyorum, yine yazdım da yazdım, okurken sabır diliyor musunuz acaba? :) Sözün özü, yağmur yağdı nihayet buralara, nasibim olanı aldım ve bir güzel ıslandım. Odunlu sobaların verdiği hissi özletiyor yağmur bana. Soğuk, yağmurlu gecelerde odunlu sobanın üzerinde bir gece yarısı annemin yaptığı makarna çorbasını (bu tarifi herkes bilmez) yer yataklarının arasında babamla içtiğimiz günleri hatırlıyorum.

Sürekli ev değiştirdiğimiz için artık soba kullanmıyoruz. Uzun zamandır kullanılmayan sobamızı da ihtiyacı olan birisine verdik, umarım soğuk gecelerde onları derinden ısıtıyordur. Neden bilmiyorum, burnuma mis gibi pişmiş kestane kokusu geldi şu an ve de mandalina kabuğunun o yanık kokusu... Çocukluğumuz bunlarla geçti, o yüzden belki de. Galiba teknoloji geliştikçe özümüzden uzaklaşıyoruz.

Hakkımızda hayırlısı olsun umarım.

Daha yeni Daha eski

İletişim Formu