Peri ve Kuzgun 52. Bölüm



Bölüm 52 : Sevginin Kokusu

Gergindim. Ama gerginlikten çok heyecandan küçük çapta bir kriz geçirmek üzereydim. İlk günkü istemede olduğundan bin kat daha heyecanlıydım. Nedendi? Bugünden sonra her şeyin gerçekten de ciddiye bineceğini bildiğimden miydi? Hazırlıklara başlanacak ve sonrasında da düğün tarihi konuşulacak diye miydi? 

Bütün bunları kalbim nasıl kaldıracaktı? Üstelik herkes aşağıda oldukça sakinken benim yerimde zıplamaya, çığlıklar atmaya ihtiyacım vardı. Üzerimdeki bu aşırı yüklenmiş heyecanın biraz atılması gerekiyordu ama bunun mümkün olmayacağını da biliyordum.

Heyecanım Devrim'i gördüğüm an daha da artacaktı. 

Müthiş bir titreme dizlerimi sarmıştı. 

Aşağıya kadar nasıl inecektim? Acaba topuklu ayakkabı giymese miydim? Ama topuklu ayakkabı da giymezsem üzerimdeki elbiseyi mahcup durumda bırakacaktım. Odamdaki boy aynasının önüne geçtim ve kendime şöyle bir baktım. 

Uykusuz kaldığıma değen, çok güzel bir elbise olmuştu. V yaka ince askılı sade bir elbiseydi. Üzerinden çok hoş bir dantel tül geçmiştim. Elbisenin arkası tamamen kapalıydı. Etek boyu dizlerimin altında bitiyordu ve elbise dizlerime doğru daralıyordu. Üzerimde çok hoş durmuştu. Eserimi gururla izlerken dışarıdan bir araba sesi duyuldu. 

Kalbim göğsümden fırlamak için anında bir baskıyla göğüs kafesimi zorladı. Beyaz stilettolarımı ayağıma hızlıca geçirip pencereden dışarıya baktığımda Devrim'in arabasının bahçeden içeriye girip garaja doğru ilerlediğini gördüm. Bugün de hava sulu sepken yağmasa da karlıydı. Hafif hafif yağıyor, gökyüzünde ışıkların arasında süzülen kar taneleri insanın ruhunu ferahlatıyordu. 

Ve aklıma, ilk öpücüğümüzü paylaştığımız o akşamı getiriyordu. 

Aman Allah'ım, ne öpücüktü!

Araba sonunda durdu ve Devrim'in bulunduğu tarafın kapısı açıldı. 

Gönlümün prensi, hayallerimin başrolü, müthiş bir yakışıklılıkla arabadan indi. Aman Allah'ım, füme rengi kareli bir takım elbise giymişti. Beyaz gömleğinin yakasındaki ilk iki düğme açıktı. Ağız sulandırıcı görünüyordu. Yalnız üzerine ceket giymemişti. Dışarıda hava çok soğuktu, en azından üzerine bir palto alamaz mıydı?

Arka kapıyı açarak Armağan'ın akülü sandalyesini çıkardı ve şemsiye ile birlikte Armağan'ın bulunduğu tarafa yürüdü. Hafif hafif serpiştiren kar umurunda bile değildi. Eğer hasta olursa elimden çekeceği vardı. 

Armağan'ı dikkatlice akülü sandalyeye oturttu ve şemsiyeyi onun eline verdi. Armağan sandalyesini çalıştırarak gözden kayboldu. Muhtemelen onu karşılayan ailemin yanına gitmişti. 

O anda kafama dank etti. 

Ben neden hala aşağıda inmemiştim ki?

Kalbim göğüs kafesime çarparken hızla aynanın karşısında kendime bir kez daha baktım. Saçlarımı hafif dağınık bir şekilde toplamış, önlerden birkaç tutam bırakmıştım. Kızlar makyajımı biraz abartmış olsa da yine de güzel göründüğümü düşünüyordum. Ama önemli olan Devrim'in beni beğenmesiydi. Bir an önce aşağıya inmek için odadan çıktım.

Sevgili ailemin Armağan ile konuştuğunu duydum. Aralara karışan uyuz bir sesin, "Nerede o cadı?" dediğini duydum ve gözlerimi devirdim. Bugün özellikle gözlerimi onun üzerinden ayırmayacaktım. Geçen sefer kahveye birçok baharat koyduğunu söyleyip beni kandırsa da yine de ona güvenemezdim. 

Armağan içeriye geçerken onunla karşılaştık. Hemen yanına gidip yanaklarından öptüm ve ona sarıldım.

"Bu defa çok daha güzel görünüyorsun," diyen hayranlık dolu sesini duyunca utangaç bir şekilde gülümsedim. 

"Sen de harikasın," dedim fısıldayarak ve eğilip onu bir kez daha öptüm. Onlar içeriye geçerken Devrim'in elinde kocaman bir kırmızı gül demeti ve çikolata dolu büyük bir gondol ile kapıdan içeriye girdiğini gördüm. Gözlerimiz kesişti ve nefes alamaz oldum. 

O kadar yakışıklı, o kadar harika görünüyordu ki bir an için kilitlenip kaldım. Bu muhteşem yaratığı saatlerce izleme imkanım olsa, usanmadan saatlerce izleyebilirdim. Kardeşlerim onunla el sıkışmak için ileri atılınca bakışmamız kesildi. 

Elindeki gondolu aldılar ancak çiçeği bana bıraktılar. Devrim kibarca önce babamla sonra Efe, Demir ve Güney ile el sıkıştı. Annemleri, ablamı ve kardeşlerimin eşlerini başıyla selamladı. Ayak üstü kısa bir selam muhabbetinden sonra herkes geride duran bana baktı ve kalabalık bir anda dağılarak salona, Armağan'ın yanına geçti. 

Efe yanımdan geçip giderken gözlerini kısarak bana baktı ve sırıttı. İkiz telepatisi ile, 'Kendine hakim ol' demek istediğini anlayabilmiştim. Yanaklarım ısınırken, özlemimin somut hale dönüştüğü adama bakışlarımı çevirdim ve büyülenerek ona doğru birkaç adım atıp çiçekleri almak için elimi uzattım. 

Elini uzattı ve elimi tutup beni kendine çekti. Nefesim kesilirken kolunu belime doladı ve beni tek eliyle göğsüne bastırıp dudaklarını alnıma değdirdi. Kardan dolayı biraz nemlenmiş ceketine burnumu gömüp, gözlerimi kapatırken, bütün hücrelerim beni böyle kendine çekip sarıldığı için şaşkınlıkla gözlerini açmış öylece duruyordu. 

Kokusu başımı döndürdü. Soğuk havaya rağmen sıcaklığı göğsünden yüzüme çarpıyordu. Dudaklarını şakağıma değdirip geri çekildiğinde başımı hafifçe kaldırdım ve çenesinin altından onun gözlerine baktım. 

Ağzımı açıp, "Öz-" diyecektim ki sözümü kesti ve bıyık altından tatlı, utangaç bir gülümseme göstererek, "Özledim." dedi. 

Göğsümde büyük iri bir kuş hızla kanat çırpmaya başladı. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken o beni süzdü ve, "Çok güzel olmuşsun Peri." dedi. "Çok güzel..." Sesi derin bir yoğunluk taşıyordu. 

Dizlerim titriyordu. 

Yüzümdeki gülümseme tıpkı bir güneş büyüklüğünde olmalıydı. "Teşekkür ederim." Ellerim onun göğsüne kaydı ve sıcaklığı parmaklarımı ısıttı. "Sen de çok yakışıklı olmuşsun." Gözlerim onu zevkle süzerken, "Çok yakışıklı olmuşsun hem de." diye ekledim. Yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum.

"Nasılsın?" diye mırıldandı alçak sesle ve belimdeki elini çekip elimi tutarak dudaklarına götürüp öptü. Avucumu açarak yanağını avucuma bastırdı. Sayısız kez öpücükler kondururken gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmıyordu. 

"O kadar iyiyim ki," dedim derin bir nefes alarak. Allah'ım, bana öyle bir bakıyordu ki, içim gidiyordu. Ayak uçlarımda yükselip onu öpmek istediğimi belli ettim. Başını eğdi ve dudaklarımızı birleştirmek yerine başını hafifçe çevirerek dudağımın köşesinden öptü. 

Onu bir kez daha öpmek için ölüyordum ve o beni hep geri çeviriyordu. 

"Beni öpmek istemiyor musun?" diye sordum hasretle dudaklarına bakarken. "Beni öpmek sana iyi gelmiyor mu? O gece beni öpmek, sana ne hissettirdi?"  

Bunun cevabını o kadar çok merak ediyordum ki, rüyalarıma bile giriyordu. O öpücük nefesimi kesmiş, aklımı başımdan almış, ruhumu titretmişti. 

Hayretle gözlerimin içine baktı ve ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki birden koridora Galip çıktı. Onun çıkardığı ses Devrim ile bizi birbirimizden ayırdı ve Devrim elindeki çiçekleri bana uzatıp Galip'e döndü. 

Çocuklar bu gece yukarıdaki oyun salonunda olacaklardı. 

Devrim alçak sesle, bize doğru gelmekte olan Galip'e, "Merhaba Galip," dedi. "Nasılsın?"

Galip onu tanıdığı için, ve onunla evleneceğimi de biliyordu, gülümseyerek utangaç bir şekilde selam verdi ve hemen yanıma gelip yanımda durdu. Bir elimle çiçekleri tutarken diğeriyle saçlarını okşadım. "Galip, Devrim ağabeyini hatırladın mı?"

"Hatırladım," diye mırıldandı. Devrim onlar için bir ev ayarlamıştı. Annesi Pembe Hanım kanseri yenip tam olarak iyileştikten sonra Galip o evde annesiyle birlikte yaşayacaktı. 

"Seni gördüğüme sevindim Galip. Büyümüşsün." Sevdiğim adam bir çocukla nasıl muhabbet edeceğini bilemiyormuş gibi sıkıntılı görünüyordu. Onun bu hali beni gülümsetti. 

"Gamze abla ve ailesi bana çok iyi bakıyor." 

Saçlarının arasındaki elim onun yanağına indi ve yanağını sıktı. "O çok akıllı bir çocuk Devrim ağabeyi. Harika bir çocuk." 

Küçük adam utanarak gülümsedi ve yüzünü sakladı. 

"Niye inmiştin aşağıya canım? Bir şey mi oldu?" 

Galip başını iki yana salladı. "Seni görmek istedim. Elbise yakışmış mı diye..." Cümlesinin devamını getirmedi. Onu bırakıp kendi etrafımda şöyle bir döndüm. 

"Peki söyle," yanaklarının kızardığını gördüm. "Nasıl olmuşum?"

Hayranlıkla gülümserken, "Çok güzel olmuşsun Gamze abla." diye mırıldandı. 

"Teşekkür ederim yakışıklı prensim." Eğilip yanaklarından öptüm. Galip'in yanakları kızarırken gözucuyla Devrim'in kıpırdandığını gördüm. Başımı kaldırıp baktığımda onun ilgiyle beni süzdüğünü fark ettim. Heyecandan deliye dönmüş kalbim daha da hızlanırken, ne yapacağımı bilemeyerek ben de yerimde kıpırdandım.

"Galip..sen diğerlerinin yanına dön hadi güzelim. Biz de içeriye geçelim olur mu?"

"Tamam Gamze abla." 

Merdivenlerin başına gelene kadar sakince yürüyerek yanımızdan uzaklaştı ancak merdivene çıktığı an koşarak gözden kayboldu. Devrim ile yalnız kaldık. Ağır ağır ona döndüğümde gözlerini üzerime dikmiş bana bakıyordu. 

"Ne?" dedim bakışlarındaki ifadenin anlamını deli gibi merak ederek. 

Birkaç adımda yanıma geldi ve nefesimi keserek dudaklarını alnıma bastırdı. "Bir meleğe aşık olmuşum," diye fısıldadı ve ikinci kez gözlerime bakmadan beni orada afallamış bir halde bırakarak içeriye geçti. Elimde çiçeklerle arkasından bakakaldım. 

Aşık olmuş! diye çığlık attı bütün benliğim. Bana aşık olmuş! 

Elimle kendi kafama bir tane geçirdim. Şu sersemlik halinden bir an önce çıkmazsam bu geceden de sağ çıkamayacaktım. 

"Ah! Bizim kız kafayı yemiş." 

Efe'nin sesini duymamla irkilerek başımı kaldırdım ve sırıtan yüzüne gözlerimi kısarak baktım. 

"Bu akşam uslu dur bak Efe!" İşaret parmağımı ona doğru salladım. 

Beni işaret parmağımdan yakaladı ve kendine çekti. Sonra da tek koluyla beni göğsüne yasladı ve sımsıkı sarıldı. "Alışamıyorum kızım bu duruma. Sen böyle evde oturacaktın. Bizim çocuklarımızı seven, tatlı mı tatlı bir hala olacaktın. Kedilerin köpeklerin olacaktı. Ölene kadar dantel mantel dikip duracaktın. Hep bizim olacaktın. Şimdi içeride oturan o kasıntı adamın olacaksın. Nasıl paylaşıcam ben kızım seni?"

"Efe beni ağlatma eğer makyajım akarsa sen yaparsın bak ona göre!" Tek kolumu ben de ona doladım ve çiçeklere dikkat ederek sımsıkı sarıldım.  Canım ikizim diye geçirdim içimden. "O kasıntı dediğin adam bir gün benim kocam olacak hatırlatırım." Başımı kaldırdım ve gözlerinin içine baktım. Gözlerinin buğulandığını görünce içim cız etti. "Hem beni alıp götürdüğü yok, ben yine yeğenlerimin halası olacağım, ölene kadar 'dantel mantel' dikeceğim. Kedilerim köpeklerim de olacak ama bir kocam da olacak. Artık kendi çocuklarım da olacak. Sen de benim çocuklarımı sevmek istemez misin? Dayı olmak istemez misin?"

Ben konuştukça gözlerine yerleşen parıltıya hayranlıkla baktım. 

"İstemez miyim?" diye fısıldadı. "Senin küçük cadılarını en çok ben seveceğim. Kocayı bulunca sakın pabucumu dama atma bak, yoksa çok fena bozulurum ona göre!" 

Gözlerimi kısarak, "Sen Zeynep'i bulunca bizim pabucumuzu dama attın ama, onu ne yapacağız Efe Bey?" 

Bir an için yüzü suçlulukla gölgelendi ama hemen ardından, "Asla!" diye mırıldandı. "O farklı, bu farklı." 

Demek istediği şeyi anlamıştım, o yüzden uzatmadım ve ona sıkı sıkı sarıldım. Zeynep, engelli küçük bir genç kızken Efe onun hayatına girmişti. Hep birlikte onun yeniden hayatı sevmesi için çabalamıştık. Bu konuda en çok çabayı veren Efe'ydi ve her zaman ona destek olmuştum. Asla benimle ilgilenmediğini söyleyemezdim ben ona sadece takılıyordum. 

"Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?" diye mırıldandım sevgiyle. 

"Biliyorum cadı." Saçlarımı öptüğünü hissettim. "Ben de seni çok seviyorum. Ama biraz daha burada kalır içeriye girmezsen annem gelip ikimizi de sevecek."

Kıkırdayarak ondan ayrıldım. "Ben şu çiçekleri vazoya koyup geliyorum." 

"Güzel güller." 

"Çünkü onları çok güzel bir adam getirdi," diye cevap verdim ona ve yüzünde somurtan bir ifade belirince kahkaha atmamak için elimi ağzıma bastırdım. 

Gülleri çok güzel bir vazoya koydum ve onu alıp salona girmeden önce derin bir nefes aldım. Sanki incecik bir ipin üzerinde yürüyormuşum gibi dikkatli adımlarla içeriye girip herkese gülümseyerek gülleri masanın üzerine koydum ve yerime geçip oturdum. 

Ben içeriye girince bir anlığına oluşan sessizlik dağıldı ve babam Devrim'le olan sohbetine devam etti.

Elim ayağım titriyordu. Parmaklarımı birbirine geçirip sıktım ve bunu ikinci defa yaşıyor olmama rağmen geçmeyen heyecanımdan ötürü kendimi çimdiklemek isteğiyle güçlükle boğuştum. Kızların bana kaş göz işaretiyle mutfağı işaret ettiğini çok geç fark ettim ve birden boş bulunarak sandalyemden kalkıp, "Ah doğru, kahveler!" diye soludum.

Ani çıkışımdan ötürü bana dönen başlara dehşetle baktım. Kıkırdayan seslerin kimlere ait olduklarını kestiremiyordum çünkü kalbim kulaklarımda uğuldarken, kalbimden başka bir sesi duyamıyordum. Gözucuyla baktığımda Devrim'in başını öne eğdiğini ve hafifçe iki yana salladığını gördüm. Onun içinden, 'İnanılmazsın Peri' diye geçirdiğini tahmin edebiliyordum. 

Normalde çok cazgır bir insandım ancak nedense şu sıralar bir Leyla gibi dolaştığıma inanamıyordum. 

Utanarak gülümsedim ve salondan çıkarken kızlara benimle gelmelerini işaret ettim. Salondan çıkıp mutfağa girdiğim an derin bir soluk aldım ve adeta olduğum yerde tepindim. Gülüşerek içeriye giren kızlara bakarak, "Kendime engel olamıyorum, kendime engel olamıyorum, fazla heyecandan düşüp bayılacak gibiyim!" diye inledim. 

Ablam Aslı,"Zamanında bizimle dalga geçene de bakın. Heyecanlanacak ne var diyen, içerideki kişiyi kırk kere gördünüz diyen, basit bir isteme işte diyen kişi Gamze miydi kızlar yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?"diyerek kahkaha attı. 

Hain Leyla da hemen onu doğruladı.

"Hele bende.. Demir'le birlikte büyüdünüz, sen onun pasaklı halini gördün neden heyecanlanıyorsun çok saçma diye diye başımın etini yemiş, beni sakinleştirmeye çalışmıştı." 

"Ben yorum yapmıyorum," diye araya girdi Zeynep. "Beni destekledi çünkü. Ancak yine de uyuz kardeşiyle evlenmekle doğru yapıp yapmadığımı sorduğu bir an olmuştu." Gözlerini kısarak bana baktı. 

Ciyaklayarak, "Şakaydı!" diye inledim. "Tabiki uyuz kardeşimle evlenecektin! Ondan iyisini mi bulacaktın kızıl şirine!" 

Kahkaha attı. "Doğru," diye mırıldandı hülyalı bir sesle. "Efe mükemmel bir koca!"

"Lütfen bana odaklanabilir miyiz?" diye itiraz ettim. "Ama geçmişte söylediklerime değil, şu ana! Tam da şu ana!" Havada tırnak işareti yaptım ve bir kez daha, "Şu an." diye belirttim. "Heyecandan delirmek üzereyim. Kahve falan yapamam, içeriye götüremem bile. Neden böyle oldum ben şimdi?"

"Kahveleri yapacak, içeriye de sen götüreceksin. Bugün senin günün ablacım, hadi işe koyul." Çoktan hazırladığım cezveyi elime tutuşturdu. 

"Kahve makinesinde mi yapsam?" diye sordum.

"Kahve makinesini mi istemeye geldiler Gamze?" 

"Ne alakası var ya? Kahve makinesi benden daha güzel yapar diye dedim."

"Efe'yi çağırmamı ister misin şekerim? Bu sefer gerçekten baharatla doldurur Devrim'in kahvesini ona göre." 

Başımı şiddetle iki yana salladım ve hemen cezvenin içine kahveyi koymaya başladım. İçimden kahvenin güzel olması için dua ediyordum. Önceki isteme gününde bile bu kadar heyecan yapmamıştım. 

"Devrim biraz daha rahat gibi göründü gözüme. Sakinleşmiş sanki." 

Ablama baktım. "Gerçekten mi?" 

"Evet, önceki geldiğinde çok gergindi. Sanki aslanlarla dolu bir evin içine girmiş gibi.."

Leyla sırıttı. "Ne de olsa hepimiz birer Aslan'ız." 

"Ama onu yemeyiz." Ablam kıkırdıyordu. "Gamze yerse başka."

"Hem de nasıl yerim," diye araya girdim coşkuyla. Kızların şok olmuş yüzlerine utangaç bir gülümsemeyle baktım. "Siz uzun zamandır evlisiniz anlamazsınız."

Bekarlığın başıma vurduğunu düşünmekteydim. Devrim'i görene kadar böyle bir düşüncemin olduğundan bile bihaberdim ancak onunla yakınlaştığım her an aklım başımdan gidiyor, vücudum alarma geçiyor ve Devrim aramıza mesafe koyduğu zamanda da isyan bayraklarını çıkarıp şiddetle sallıyordu. 

Sanırım birazcık kudurmuştum. 

Evlendiğimiz gece adamı kaçırmamayı umuyordum. Hayali gözümün önüne gelince, vücudumu sıcacık bir his sardı ve kahveyi taşırmamak için son anda ocaktan çektim.

"Kesinlikle azmış," diye yorum yaptı Leyla. 

Şiddetle kafamı salladım. İnkar etmenin anlamı yoktu. Devrim'e hastaydım. Onun olmak için ölüyordum. İçimde bir parçacık edep kalmamış gibiydi. Bana ne oluyordu?

"Tövbeler olsun," diye iç çekti ablam. "Uluorta böyle konuşma bari. Adamın kulağına gider falan." 

"Gitsin," diyecek oldum. 

"Gitsin mi?" Zeynep'in gözleri irice açılınca yeşil harelerinin çizgilerini saymaya başladım. Ellerimin titremesine engel olamayarak cezveyi bıraktım ve ablama, "Lütfen sen koy." dedim. Zeynep'e döndüm. "Yani gitmesi pek hoş olmaz ama gitse de bir sorun yok. O zaten beni anlıyordur." Susmak bilmeyen çeneme engel olamıyordum. Anestezinin dibine vurmuş bir hasta gibi saçma sapan cümleler kurduğumun da farkındaydım. 

"Bence biraz yavaş olmalısın Gamze," diyerek gülümseyen Leyla'ya baktım. "Adam ilk gecede korkup kaçacak bir tipe benziyor." 

Siz onun beni nasıl öptüğünü bilseniz, böyle düşünmezdiniz diye geçirdim içimden. 

"Nasıl yani?" diye sordum.

Ablam araya girdi. "Senin yanındayken çok gergin. Daha önce başka bir kadını hiç öpmediğini söylüyorsun. Birden bir kadınla nasıl yakın temasa geçecek?"

"O kadın ben oluyorum," diye araya girdim.

"Evet o kadın sensin, ama demek istediğimiz asıl noktayı anladın mı?" Bana sabırla bakıyordu. Ablamı seviyordum. O her zaman mantıklı konuşurdu. "Biraz aranızdaki bu duruma alışması gerekebilir.. bilemiyorum."

"Abla o bir erkek," dedim.

"Yani?"

"Yanisi bu doğasında var. Daha önce bir kadınla temasa geçmemiş çünkü buna karşıymış, istese yaparmış. Ama şu an hayatında ben varım ve bundan sonra da ben olacağım. Mutlaka temasa geçeceğiz çünkü ona ikiz doğurmak istediğimi söyledim."

Ağızları açık kalınca kahkahamı tutamadım.

"Gerçekten kudurmuş bu," diyen Leyla'ya dil çıkardım.

"Ah kardeşim, sen kime çektin böyle?" diyerek bana şaşkınlıkla bakan ablama havadan bir öpücük gönderdim. 

"Tabiki de dayıma çektim." Annemin tek kardeşi olan dayım Aykut da evlenmeden önce oldukça çapkın ve oldukça açık sözlüydü. Gerçi hala açık sözlüydü ve annem çoğu zaman ona benzediğimi söylerdi. Karakter olarak onun kadar cazgır ve deli olduğumu söyleyip beni kızdırmaya çalışırdı ama ben dayıma benzediğim için hiç de şikayet etmezdim. Onu sık göremesem de çok severdim. Ailesi ile birlikte Amerika'ya gitmişti. Düğün günü için onu özellikle aramam gerekti.

"Ah dayım evet," diye onayladı ablam. 

"Kahveler daha hazır değil mi yahu?" 

Hepimiz dönüp Demir'e baktık. Karısı Leyla hemen onun yamacına ilişti ve, "Hazır." dedi. "Sen gelmezdin normalde, hayırdır?"

Sevgili kardeşim sırıtarak, "Beni Efe gönderdi." dedi. "Eğer kendisi gelirse dayanamaz ve bu sefer o kahveyi çeşit çeşit baharatla doldururmuş, kendisi öyle dedi."

"Ah senin geldiğin iyi olmuş o zaman," dedim ve Devrim'in kahvesini ayırdım. Hiçbir şey koymaya niyetim yoktu. 

Ancak kızların gözünden hiçbir şey kaçmıyordu. "Hiç ayırma o kahveyi Gamze. Tuzu getirin bakalım." Leyla kahvenin başına geçti ve Zeynep'in uzattığı tuzu alıp kaşık kaşık kahvenin içine koymaya başladı. Karıştırdıktan sonra ocağın üzerinde biraz daha tutup köpüğünü aldıktan sonra fincana döktü. 

Canımdan çok sevdiğim adam, bir kez daha tuzlu kahveyi içmeye mecbur kalacaktı. 

"Acıyın ona," diye inledim üzülerek. 

"Acımayız." 

Yüzümü ekşittim ancak tepsiyi elime tutuşturduklarında kalbim dörtnala atmaya başladı. "Kahveyi üzerlerine dökerim ben." 

"Geçen sefer dökmedin, bu sefer de dökmezsin."

"Ama abla bak gerçekten-"

"Çok konuştun ama!" diye güldü ve beni kış kışladı. Bacaklarım titriyordu. Elimdeki tepsiyi güç bela taşıyarak salona geçtim ve bütün herkese kahvelerini verirken içimden dualar ettim. Devrim'i es geçip Armağan'a kahvesini uzatırken derin bir nefes aldım.

Tepsi nihayet boş kaldığında hızlı adımlarla yeniden mutfağa döndüm.

"Başardın!" diye ciyaklayan Leyla'ya kötü olmasını umduğum bir bakış attım.

"Başardım ama az kalsın nefes alamamaktan ölüyordum." 

Devrim'in ona özel tepsisini aldım. Bu sefer ona bir not bırakmamıştım. 

"Kızım biraz sakin ol. Ne var bu kadar heyecan yapacak?" 

Demir'e gözlerimi kısarak baktım. "Sen kalmıştın zaten benimle dalga geçmeyen."

"Estağfurullah canım."

"Bir evleneyim sonra sizinle görüşeceğim siz merak etmeyin. Korkun Gamze'nin azabından." Omuz silktim ve başımı dik tutarak salona geçtim. Arkamdan attıkları kahkahaları duyabiliyordum. Salondan içeriye girdiğim anda Devrim ile göz göze geldim. 

Muhteşem erkeğime doğru ilerlerken kendi kendime, 'Sakin olmamı' öğütledim. Eğer sakin olmazsam kahveyi doğrudan kucağına dökebilirdim. Önünde durup hafifçe eğildim. O kahvesini alırken yakışıklılığını içime çektim. 

Kimse olmasaydı üzerine atlardım. Ablamlar haklıydı, gerçekten de kudurmuş gibi davranıyordum. Devrim kahveyi aldıktan sonra geri çekildim ve yerime geçtim. Doğrudan ona baktığımda onun fincanın altında gizli bir not aradığını gördüm. 

Gülümsedim.

Başını kaldırıp gözlerime baktığında, sessiz bir şekilde dudaklarımı oynatarak, "Not yok." dedim.

Tek kaşını kaldırarak kahveden bir yudum içti ve yine bozuntuya vermeden fincanı önüne koyduğum sehpanın üzerine bıraktı. 

Ve sonra Armağan konuşmaya başladı. "Kahveler için teşekkür ederim Gamze. Çok güzel olmuş, ellerine sağlık."

"Afiyet olsun," dedim utangaç bir şekilde. Kalbim ağzımda atıyordu. 

"Evet Ali Bey, ...aslında konuya nasıl gireceğimi de bilmiyorum, ben de çok garip  duygular içindeyim. Kardeşimin mutluluğundan başka bir şey istemiyorum. Ve Gamze onu mutlu edecek tek kadın." Sevgiyle bana baktı. O anda onu kucaklamak istedim.

Devrim boğazını temizleyerek Armağan'a baktı. "Abla izin verir misin?"

Armağan başını hafifçe salladı. 

Devrim önce bana sonra da babama baktı. "Ben ...bu yaşıma kadar bir aileye sahip olmanın hayalini hiç kurmadım. Kendi kendime...hep yalnız olmayı, yalnız ölmeyi buna alışmayı öğrettim. Ablamla bile aramda mesafeler vardı...o bana yaklaşmaya çalıştıkça ben uzaklaşmayı tercih ettim. Belki buna korkmak, ya da kendini korumak diyebilirsiniz ...ben hissetmemek diyorum. Hissetmemeyi istedim. Çünkü bir şeyleri hissetmek sizi dışarıda hazırda bekleyen kötülüklere karşı zayıf yapıyor, yok ediyor, elinizi kolunuzu bağlıyor. Anne babam.." Durdu ve gözlerini babamdan çekip boşluğa dikti. "...onlar gittiğinde düşündüğüm tek şey benim de gitmek istediğimdi ama...ama ablam hala yaşıyordu."

Armağan elini uzatıp Devrim'in elini tuttu ve sıktı. Devrim boşluğa bakmayı bırakıp ablasına hüzünlü bir bakış attı. 

Yüreğim ince ince kıyılıyordu. O ikisinin yaşadıklarını düşünmek bile canımı yakıyordu.

"Ablam için hayatta kaldım. Sonunda onu bulduğumda, yine onun için yaşadım. Ancak şimdi..." Bakışları beni buldu ve nefesimi kesen bir yoğunlukla gözlerimin içine baktı. "...yaşama sebeplerimi arttıran bir kadınla tanıştım. Ve onunla evlenmemize izin vermenizi istiyorum, çünkü onu mutlu edeceğim. Onu üzmeyeceğim. Onun canına, kalbine, saf güzelliğine asla zarar vermeyeceğim. Onu kendi kötülüğümden bile koruyacağım. Lütfen.." Göz temasımızı kesti ve başını hafifçe öne eğip birkaç saniye içini dinledi. Sonra yeniden kaldırıp doğrudan babama baktı. "Lütfen bize izin verin."

Eğer bana sormuş olsaydı yüz kere izin vermiştim, ama babama sormuştu. Ah kötü kader!

Babam biraz durgun görünüyordu. Devrim'in söyledikleri herkesi etkilemiş gibiydi çünkü kimseden çıt çıkmıyordu. Annem ise çaktırmadan elinin tersiyle gözlerini sildi. Kızlar bana büyük bir mutlulukla bakıyordu. Erkek kardeşlerim ise son derece ciddi bir ifade ile gözlerini Devrim'e dikmişlerdi. Üçü de etkilenmiş gibi görünüyordu ama belli etmiyorlardı. 

"Gamze'ye sormak isterim," diye mırıldandı babam. "O da seni istiyor mu bakalım?" Sesi birazcık takılır gibi çıkmıştı, muhtemelen bu ciddi havayı dağıtmak istemişti ya da gerçekten ne diyeceğini bulamamış topu bana atmıştı. 

Top kucağımda patladı. 

"Çok isterim!" 

Fazlaca coşkulu çıkan sesim yüzünden erkek kardeşlerim bana gözlerini  devirerek, kızarak baktı. Annem ve kızlar kıs kıs güldü, babam ise tebessüm etti. 

Armağan da gülüşünü eliyle gizlemişti... ama Devrim, lanet olası adam gamzelerini göstererek gülümsüyordu. O gamzelere aşık olduğumu biliyordu, o gamzeleri her gösterdiğinde onu öpmek istediğimi de biliyordu. Neden şimdi beni kışkırtıyordu? Bakışlarımı ondan çeksem iyi olacaktı. 

Ani çıkışımla dikleştirdiğim sırtımı yavaş yavaş büktüm ve sevimli bir ifade ile, "Yani evet, isterim demek istedim." diye mırıldandım. Sanki az önce niyetim hiç anlaşılmamış gibi. Göçüm! Bu heyecan meselesini aşmam gerekecekti. 

"O zaman yüzükleri takalım," diye gülümsedi babam ve Devrim hemen elini cebine atarak ayağa kalktı. Leyla hemen içeriye koşup yüzükler için hazırladığımız tepsiyi getirdi. İkimize aldığımız alyans Devrim'in elindeydi. Yüzüğü kutunun içinden çıkardı ve tepsiye bıraktı. O gün elimdeki tasarım yüzüğünü alıp gittikten sonra isteme gününde takılması için alyansı da gönderdiği bir şoförle benden almıştı. 

Leyla yüzüklere kurdelaları geçirirken Devrim ile karşı karşıya geldik. Gözlerimiz birbirinden birbirimize yaklaştık. Çok uzun boyluydu ve muhteşem görünüyordu. 

Kurdelaların işi bittiğinde, Leyla, "Yüzükleri takabilirsiniz," diye konuştu. 

Bunu daha önce konuşmuştuk, yüzükleri babam değil Devrim ile ben birbirimize takacaktık, sonra da kurdelayı babam kesecekti. Titreyen elim Devrim'e takacağım yüzüğe uzanırken kalbim de eş zamanlı olarak gümbürdüyordu. Onun elini tuttum ve yüzüğü parmağına geçirdim. Elini tutup öpmek istiyordum. O da yüzüğe uzandı ve elimi tutup parmağıma geçirdi. Kurdelayı kesmesi için babama döndük. 

Babam kurdelayı kesmeden önce bize iyi dileklerde bulundu ve makasla kırmızı kumaşı ortadan ikiye ayırdı. 

Kalbimde büyük bir cümbüş vardı. Önce küçük çapta bir alkış tufanı koyuldu, sonra Devrim bana doğru eğildi. Birbirimizin yanağından öptük. Kokusu burun deliklerime dolarken o kısacık saniyelerin tadını doya doya çıkardım. Sarılmayacaktık ama hakkımı sonraya saklıyordum. 

Sonra annem ve babama sarıldım, kardeşlerimin kolları arasında sevgiyle hırpalandım, kızlarla çığlıklar atmamak için birbirimizi çimdikledik. 

Ve Armağan'la derin bir kucaklaşma anı yaşadık. Birbirimizden ayrıldığımızda ikimiz de sulu gözlerle birbirimize gülümsüyorduk. Biraz olsun yatışmış olan kalbim ilerleyen saatlerde Devrim ve Armağan gitmek için hazırlanınca hüzünle dalgalandı. Ailemle onları kapıya kadar geçirdik. Kar durmuştu ancak havada buz gibi bir ayaz vardı. 

Dışarıya çıktığımızda kapıya yaklaşan yeni bir arabayı fark ettik. 

"O kim acaba?" diye mırıldandı Güney.

Armağan, "Şoförüm," diye açıkladı. "Beni eve o bırakacak."

Kaşlarım havaya kalktı ve Devrim'e döndüm. 

Biraz gergin bir şekilde, "Biraz konuşabilir miyiz?" dedi. 

Heyecandan dibim düşerken, gayet sakin bir şekilde, "Tabiki," dedim.

Ailem içeriye girdi ve Leyla geri gelerek uzun paltomu, beremi bana verdi. Armağan'ı yanağından öptüm ve o giderken ben de paltomu ve beremi giydim. 

Devrim ile ikimiz yalnız kaldığımızda bana arabasını işaret etti. "Çok uzaklaşmayacağız," diye mırıldandı. Çekingen bir hali vardı. Garipti. Ben arabasına binerken derin bir nefes aldı ve kendisi de binip arabayı çalıştırdı. Biraz sonra anayoldan çıkarak ara bir yola girdi ve çok geçmeden müthiş bir manzarası olan ıssız bir deniz manzarasının olduğu yerde durdu. Etrafta kimsecikler yoktu. Arabalar yoktu, evler yoktu, sadece o ve ben vardık ve her şey çok güzeldi. Arabayı durdurdu ve bana baktı. 

Kalbim dört nala koşmaya başladı. Sanki bir attı ve saniyede sınırsız bir hızla koşuyordu. 

"Dışarı çıksak, çok üşür müsün?" diye sordu. 

"Hayır..çıkabiliriz." dedim heyecanla soluyarak. 

Ses tonum karşısında dönüp bana baktı ve hafifçe gülümsedi. Ve kapıyı açıp dışarıya çıktı. Ben de kapıyı açmak için atılmıştım ki birden kapının önünde bitti ve kapıyı benim için açtı. Heyecanlanarak ayaklarımı yere indirdim, topuklu ayakkabıları çıkarmadığım için biraz pişmanlık duysam da yine de şikayet etmedim. Islak toprağın içinde dikkatlice yürüyerek onun karşısına geçtim. Kapıyı kapatırken hafifçe eğildi, yüzü saçlarıma sürtündü ve kalbim pır pır atarken onun biraz fazla oyalanarak kokumu içine çektiğini fark ettim. Sonra kapıyı kapattı ve elimden tutarak yürümeye başladı.

"Burası çok güzel bir yermiş," dedim. Yakınlarda yaşıyor olmama rağmen ilk defa gördüğüm için şaşırmıştım. 

Elimi tutup çektiği için aklım başımda değildi. Sonunda deniz manzarasını daha yakından görebileceğimiz iki büyük ağacın arasında durdu. Muhteşem ay ışığı üzerimize çarpıyordu. 

Elimi bırakmadan bana döndü ve beni kendisine çekti. Nefes alışlarım hızlanmaya başlamıştı. Boştaki elini ceketinin iç cebine soktu ve o akşam aldığı tasarım yüzüğümü avucumun içine koydu. "Bunu ödünç almıştım," diye fısıldadı. 

"Anlıyorum.." dedim başka ne diyeceğimi bilemeyerek. 

Hafifçe gülümsedi ve sonra elini yeniden iç cebine soktu. Bu sefer cebinden altın bir yüzük çıkardı. Ortasında küçük bir tek taş vardı ve çevresinde de papatya şeklinde daha küçük taşlar işlenmişti. Çok zarif, çok güzeldi. 

"Bu annemindi." Başını kaldırıp gözlerime baktı ve derin bir nefes aldı. 

O an kalbim atmayı bırakmıştı. 

"Onu hastaneye götürdüklerinde..parmağında bu yüzük vardı. Doktorlar  eşyalarını küçük bir poşete koyup daha sonra teyzeme teslim etmişler. Ben çok sonra aldım teyzemden bu yüzüğü. Onda olduğunu bile bilmiyordum... seni duyunca...bana vermek istemiş. Bilemiyorum.. neden bugüne kadar bu yüzükten bahsetmedi bilemiyorum.. ama bu önemli değil. Bu yüzüğü ilk gördüğümde onu senin güzel ellerinde hayal ettim. Teyzeme teşekkür ettim bu yüzden. Belki bu yüzüğü bana daha önce vermiş olsaydı onu yok edebilirdim. Annem biraz etine dolgun tatlı, şirin bir kadındı...o yüzden yüzüğün bakımdan geçmesi gerekti. Eğer kabul edersen bunu parmağına takmanı isterim."

Şaka mı yapıyordu? Eğer kabul edersem? Bana bundan  daha kıymetli, daha değerli bir yüzük alamazdı. O konuşurken dolmaya başlayan gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Ve şiddetli bir istekle, "Çok isterim!" diye fısıldadım. Zaten avucunun içinde olan elimi sallayarak yüzüğü parmağıma geçirmesini istediğimi gösterdim. 

Yüzüne yayılan mutluluğu, neşeyi, rahatlamayı yakından izledim. Yüzüğü parmağıma geçirirken titreyen parmaklarını sevgiyle süzdüm. Yüzük sonunda parmağıma takıldığında bir zamanlar bunu Devrim gibi müthiş bir adamı doğuran bir kadının taktığını düşündüm ve minnet duydum. Ondan bir parçayı hem kalbimde, hem yanımda, hep parmağımda taşıyacaktım. 

"Çok güzel gerçekten," diye fısıldadım duygulanmış bir sesle. "Ve benim için çok kıymetli." 

Elimi tutup dudaklarına götürdü ve içine çeker gibi öptü. Titriyordum. O da titriyordu. 

"Benim için çok kıymetlisin," diye fısıldadı ve beni biraz  daha kendisine çekti. Ay ışığı güzel gözlerine yansırken, müthiş bir aşkla gözlerime bakıyordu. "Çok kıymetli Peri." 

Diyecek tek güzel bir cümlem dahi yoktu. Dilim tutulmuş, kalbim coşmuştu. Ona ancak aşkla bakabiliyordum. Saniyelerce gözlerimiz birbirine değdi. Nefesimiz soğuk havada buhar olup uçtu. 

Bakışlarının etkisinden çıkmam çok zordu. 

"Bana bir soru sormuştun," diye fısıldadı. 

Kalbim hazırola geçti, gelecek olan o tatlı darbeyi bekliyordu. 

Sorduğum soruyu hatırlıyordum elbette ama vereceği cevabın beklentisi tenimi karıncalandırıyordu. Bu soğuk akşam gecesinde ateşimin çıktığını hissedebiliyordum.

"Evet?" dedim neredeyse nefessiz kalarak. 

Heyecanlı yüzümü süzdü, sonra dudakları tatlı bir gülümsemeyle kıvrıldı. Kalbim saniyelere taş atıyordu. Gülümsemesinde takılı kalmıştı ve ne yapacağını bilemiyordu. O muhteşem ifadesi yüzünün her yanını sarmıştı. 

Elleri havalandı ve aynı anda iki yanağımı tutup yüzümü hafifçe ona doğru kaldırdı. Yüreğimdeki kuşlar hızlı hızlı kanat çırpmaya başladı. Kirpiklerim hızlı hızlı açılıp kapanırken, nefesim de gittikçe daralıyordu. Bende yarattığı bu heyecanlı fırtına dinecek gibi değildi. 

Tenini tenime değdirdi, alnını alnıma yasladı. Yutkunmak zorunda kaldım. Ellerim bileklerine kaydı ve onları sıkı sıkı tuttu. Eğer çekmeye kalkarsa itiraz edecek, orada kalmalarını sağlayacaklardı. 

İçimden taşıp gelen bir coşkuyla, "Seni seviyorum güzel adam." diye fısıldadım. Bu onda müthiş bir farkındalık yarattı. Gözleri pırıl pırıl parladı. Titreyen dudaklarıma baktı. Sonra yeniden gözlerimi şenlendirdi ve ben aldığım nefesi geri veremeden dudaklarını dudaklarıma bastırdı. 

Ağzımdan hasret dolu bir inleme kaçtı. Bileklerini tutan ellerim serbest kaldı, sonra dayanamayarak onun boynuna dolandı. Ağzı yumuşakça açıldı ve ağzımı açmaya zorladı. Dudaklarım kendiliğinden hareket ederek onun tatlı kavrayışına boyun eğdi. Sıcacıktı. Nefesinin tadı çok güzeldi. Büyük bir elektrik akımı vücuduma çarpmış gibi sarsılmıştım. 

Başını hafifçe eğdi ve dudaklarımı daha da kavradı. Teninden tenime sıcacık bir his geçiyordu. Ellerini indirip belime doladı ve ayaklarımı yerden keserek beni hafifçe kaldırdı. Öpüşü saniyeler geçtikçe daha da tutkulu bir hale dönüşmeye başladı. Nerede başlayıp, nerede bittiğimiz belli değildi. Hasret, özlem, tutku ama en çok da aşk savaşıyordu. Nefes dahi almadan titreye titreye dudaklarımız birbirine sokuluyor, burunlarımız arada çarpışıyor, tutunacak, adeta yok olacak bir şey arıyordu. Benim miladım onun dudaklarında başlamıştı sanki. 

Öyle bir öpüyordu ki. Sanki yıllardır bana özlem duyuyormuş gibiydi. Sanki ikimizi bir bütün haline getirmek istermiş gibiydi. Yüzü yüzüme değiyor, küçük nefeslerle dudaklarımız hafifçe ayrılıyor sonra da daha büyük bir tutkuyla birbirini buluyordu. Boğazımdan istemsiz inlemeler kaçıyordu. Hasret sıcacık bir soluğa bürünmüş, dudaklarımızın arasında eriyip gidiyordu. Alevden hisler ıslaklığa bürünmüş nefesimizi kesercesine titreyen dudaklarımıza sürülmüştü. Alt dudağım üst dudağını kavramış, onun üst dudağı ise benim alt dudağımı yakalamıştı. Bir müddet, kıpırtısız, hiç hareket etmeden öylece durduk. Müthiş bir andı. Teninin sıcaklığı, sıcaklığıma karışmış, o yumuşacık doku dudaklarımın arasında adeta somut bir tutkuya dönüşmüştü. Sonra dudaklarını kıpırdattı, hırslı bir tutkuyla dudaklarımı kavradı. Çaresiz, aşk dolu, doymak bilmeyen bir hareketle aklımı başımdan aldı. 

Öpücüğü cesarete bürünmüş, beni kıskıvrak yakalamıştı. 

Nefesimi bulamıyordum. Kalan bir parçacık aklım da alıp başını gitmişti. Ruhum titriyordu sanki. Bu hisse bir gün alışacak mıydım?

Ben bir ömür geçtiğini düşünürken, yalnızca dakikalar sürmüştü, dudaklarımızı ayırarak geri çekildi. Mümkün değil, gözlerimi açamıyordum çünkü müthiş hislerin içinde kendimi kaybetmiştim. Bulutların üzerinde uçuyordum. Eğer azıcık üşüyorduysam da artık hiç üşümüyordum. Çünkü başımdan alev çıkacak kadar ısınmıştım. Üstelik nefesi hala dudaklarıma çarparken soğuğu düşünecek halim bile yoktu. Kirpiklerim ne kadar istesem de aralanmıyordu.

"Seni öpmek," diye soludu. Sesinin güzelliğine dayanamayarak açtım gözlerimi. Hemen dibimde, gözlerimin içine bakıyordu. "Seni öpmek mi? Seni öpmek...yokuş yukarı kan ter içinde kalarak, hızlı hızlı yürümek gibi Peri. Üstelik yollar engebeli, kötü, hırçın...ayaklarıma dikenler batıyor, kendimde değilim, kalbimi sana teslim ettim...Fakat sana gelen bütün yollar zaten böyle. Göze aldım." Burnunu burnuma sürttü. "Seni öpmek...çok güzel bu yüzden. İşte..." Derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Tam olmasa da biraz buruk, biraz mutlu bir gülümsemeydi. "..sorunun cevabı." 

Nefesinin kokusunu içime çekerek yüzümü yüzüne sürttüm ve gözlerimi kapadım ve gülümsedim. Usul usul, yavaş yavaş... "İkna oldum." 

Çok sevmeye başladığım o mahcup bakışlarından atarak yüzünü beremden taşan saçlarıma sürttü, boynuma burnunu değdirdi. "Çok güzel kokuyorsun," diyerek kokumu derin derin içine çekti. Bir süre orada dinlenirken kalbim kendinden geçmek üzereydi. Başını kaldırıp yüzüme bakınca yeniden öpülmek isteyerek dudaklarımı dudaklarına değdirdim. Bir eli hala belimdeyken, diğerini kaldırdı ve boynumu kavradı. Uzun parmakları çeneme değiyor, usul usul tenimi okşuyordu. Bir kez, iki kez, üç kez ardı ardına yumuşakça bastırdı dudaklarını. Her defasında inanamıyormuş da bir kez daha o anı yaşamak istiyormuş gibi titrek titrekti nefesi. Tenime değip kaçıyordu. Bakışları aşk doluydu. 

"Gelme diyorsun," diye fısıldadı. 

Gözlerinin içine baktım. 

Gözlerimin içine bakarak konuşmaya devam etti. 

"Bu gel demektir.

Gelme diyorsun,

Bu gel demektir,

Birazdan güneş doğacak,

Dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden,

Seni düşüneceğim...

Gümüş mahmuzların parlaklığında..

Yağmur nal izlerini örtmeden..

Sana geleceğim...

Bekle beni."

Yüzümde uyuşuk bir gülümseme belirdi. Her an, her saniye onu düşüneceğimin sözünü verir gibi, "Bekleyeceğim seni." dedim. 

Mahcup bir bakışla yüzümü süzdü, sonra dudaklarıma tatlı bir öpücük kondurup kollarını açarak beni göğsüne yasladı. Başımı en az benimki kadar hızlı atan kalbinin üzerine yasladım. Kollarımı güçlü beline doladım ve gözlerimi kapadım. İri kollarını bana dolayarak beni sıcacık bir kozanın içine hapsetti. O an, o an bütün dünyama bir güzellik geldi. 

Hiç böyle sevilmemiştim. 


Daha yeni Daha eski

İletişim Formu